ASTROLOGIA; KOZMOGONİ’NİN İNSAN AKLINA TERCÜMESİ

Spread the love

 

Öncelikle şunu kısaca belirtmeliyim; yakın zaman öncesine kadar belli bir süredir kendimi agnostik olarak tanımlıyordum. Son zamanlarda Spinoza ile dolaylı yoldan haşır neşir oldukça Panteizmin sonsuz genişlikte bir perspektife sahip olduğunu fark ettim. Şunu da eklemeliyim; Kaos, işleyişi açıklamaya ilişkin en mantıklı kuram. Bunu söylemek için illa ateist olmak gerekmemeli diye düşünüyorum. Zaten günümüzde kendini ateist olarak tanımlayanların ateist olmanın aslında ne olduğunu tam olarak bildiklerinden de emin değilim. Çoğuna göre ateistlik her şeyi Newton prensipleriyle açıklamaktan ve fiziksel kanıtı olmayan şeylere inanmamaktan ileri gidemiyor. Tamamen çok katı nesnel bir bakış açısı benimsenmiş durumda. Halbuki Kuantum Mekaniği ile başlayarak akabinde bu kavramın Einstein’ın Görelilik Teorisiyle uyumunu sağlamak için ortaya atılan, şu an sadece matematiksel olarak kurgulanabilen ancak başarılı deney ve gözlemden yoksun M-Teorisi’nin bize işleyişin içeriğini açıklayabileceğinden bir çok insanın haberdar olduğunu sanmıyorum.

Madem Kuantum Mekaniği dedik, makaleye ilginç bir incelemeyle devam etmekte fayda var. Kuantum Mekaniği’ne ilişkin olarak Erwin Schrödinger’e 1933 Nobel Fizik Ödülü’nü kazandıran “Dalga Fonksiyonu” denklemine göz atalım;

wave-function2

 

“Planck Constant” yani “Plank Sabiti”nin (ħ) ve “Wave Function” yani “Dalga Fonksiyonu”nun (Ψ) hangi astrolojik sembolleri anımsattığını astrolojiyi takip edenler hemen çıkaracaklardır.

Astrolojiyi bilmeyenler için “Plank Sabiti”nin sembolünün Satürn’e (♄) , “Dalga Fonksiyonu” sembolünün de Neptün’e (♆) benzediğini söyleyerek anlamsal olarak bunu kısa şekilde açalım;

“Plank Sabiti” (ħ): Bir Kuantum olayında somut ve parçacık kuantum enerjisinin (örn: Foton, kuark) en küçük sınır limiti.

Astrolojide Satürn (♄): Sınırlar, limitler, daralmalar, kısıtlamalar.

“Dalga Fonksiyonu” (Ψ): Bir Kuantum olayında soyut ve parçacık olmayan, genlik dağılma olasılığı.

Astrolojide Neptün (♆): Şekilsiz, dağınık, soyut, görünmez. Astrolojide suları ve dalgaları da temsil eder.

 

Görüldüğü üzere denklemdeki matematik sembolleriyle bahsettiğimiz astrolojik semboller görünüm olarak birbirlerine benzemelerinin yanında anlamsal olarak da benzer içeriklere sahipler. Astrolojik sembollerin bu gibi matematiksel sembollerden çok daha önce var olduğunu düşünürsek, bu disiplinin kavramları, olayları, anlamlı tesadüfleri (eşzamanlılık) evrensel sembolizmle açıklamada etkin olduğunu göz önünde bulundurarak algımızı tekrar oluşturmakta yarar var diye düşünüyorum. Burada vurgulanması gereken asıl nokta astrolojinin aslında “şöyle olacak, böyle bitecek” gibi kehanetlere dayalı bir disiplin olmasından çok bir insanın, kavramın ya da olayın arketipsel kimliğini belirlemeye ve bu kimlikten yola çıkarak olası eğilimleri çerçevesinde öngörü yapmaya yardımcı bir bilgi havuzu olduğudur.

Kuantum Mekaniği ve Einstein’ın Görecelik Kuramı’nın birleştirilerek hakikate dair bir kapı açılmasını sağlayabilecek, kah “Membrane” kah “Mother” sözcüklerinin baş harfinin alınmasıyla ismi kısaltılmış, evrenin yaradılışını, kısaca her şeyi açıklayabileceği iddia edilen M-Teori’sinde olacak bir ilerleme fizikte paradigmaların değişmesine ve gerçeği ya da gerçekleri yeniden tanımlamamıza neden olabilir. Gel gelelim teori, daha öncede belirttiğim gibi matematiksel bir düzleme oturtulmuş olsa da henüz başarılı deneyden ve gözlemden yoksun olmasıyla fizikçilerin sevmediği bir safhada. (M-Teorisinin daha yalın bir şekilde açıklanmış detaylı bilgisi için tıklayınız)

Katı materyalistler haklı olarak tüm bunları nereye bağlayacağımı soracaklardır. En zorlu septiğin bile hak verip tekrar sorgulayacağı mantıklı bir soruyu sorarak bağlantıyı kuralım; eğer M-Teorisi’ne göre gerçekliğin esas bileşenleri rezonans frekanslarında titreşen sicimlerse ve bu bağlamda evrendeki en ufak hareketin evren boyunca bir etkisi varsa, yaşam kaynağını Güneş’ten alan ve onun kütlesinin büktüğü uzay-zamanda yaşayan, üreten, tüketen, bilimsel araştırma yapıp evrenin doğasını araştıran biz dünyalıların bu sistem içindeki gezegenlerin hatta asteroidlerin devinimlerinden etkilenmemizin mümkün olmadığını kesin olarak söyleyebilir miyiz?

Bu soruyu, çalışan bir televizyonun bir insana olan etkisinin bir gezegenin etkisinden daha fazla olduğunu, bu yüzden de bu hareketleri dikkate almamızın çok saçma olduğunu ve bize hiçbir fiziksel veya psişik etkide bulunmadığını kesin ve sanki sona ulaşılmış gibi bir üslupta söyleyenlere atfen soruyorum. Evrenle iç içe yaşadığımızı, beynimizin tıpkı bir bilgisayarın fişe bağlı olduğu gibi enerji için evrene bağlı olduğunu, bu bağlılığın ilk parçasının da Güneş Sistemi olduğunu çoğu zaman unutuyoruz. Mamafih “çok ilerledik” dediğimiz bu yüzyılda bilim insanları hala “küçük kozmos” denilen beynin yapısını ve işleyişini tam olarak çözebilmiş değiller. Hal böyleyken kökeni, nesne odaklı (objektif) bir dünyanın o zamanlar henüz var olmaması sebebiyle içsel (sübjektif) dünyaları çok daha zengin Sümerlilere, Babillilere belki de çok daha eskiye dayanan, bununla birlikte Jung, Gauquelin gibi Yirminci Yüzyılın önemli psikoloji uzmanlarının kitaplarında yer verdikleri bu kadim disiplini hiç incelemeden yok saymak, yok saymak bir yana dalga geçmek ve bu disiplinin sunduğu hiç bir şeyden faydalanmamak ancak kendini yaşadığı evrenden soyutlamış ya da sadece kendini evrenin merkezine koymuş bir insanın sergileyebileceği bir davranıştır.

Tabii ki günümüzde astrolojiyi icra edenlerin çağımızın paradigmalarına uygun öngörülerde ve yorumlarda bulunmamalarının ve de maddi yönü sebebiyle aslında hiç özümseyememiş kişilerin bu disiplini kullanmalarının ve dolayısıyla insanları yanıltmalarının da astrolojiye bakışı olumsuz yönde etkilediğini belirtmekte yarar var.

Konuyu fazla dağıtmadan giriş makalesini bilim haberlerini konu eden bir sitenin bağlantısını bırakarak tamamlayacağım. (http://www.sciencedaily.com/releases/2010/12/101205202510.htm). Makalede Vanderbilt Universitesi’nde 2010 yılında açıklanan bir keşfe yer veriyor. Keşif şu; “Doğduğunuz mevsimin uzun vadede kişiliğiniz üzerinde etkisi var”. Makalede yeni doğan bebeklerin doğduğu mevsimin biyolojik saati etkilediğinden ve buna bağlı olarak bazı psikolojik rahatsızlık eğilimlerinin değişebileceğinden bahsediliyor.

Üzerinde durmanızı ve düşünmenizi istediğim şey araştırmayı yöneten Profesör Douglas McMahon’un şu sözü;
“It’s important to emphasize that, even though this sounds a bit like astrology, it is not: it’s seasonal biology!”.
Çevirisi şöyle; “Şunu vurgulamamız önemli, kulağa biraz astroloji gibi gelse de değil. Bu mevsimsel biyoloji!”.

Astrolojinin doğuşunun mevsimlere göre verimlilik ve verimsizliğin incelenmesine dayandığını belirterek takdiri size bırakıyorum.

Son sözü söylemek gerekirse astrolojinin sunduklarına “arketip” çerçevesinden bakılmalı. Astrolojiyi sırf deneylerde aynı sonucu vermiyor diye el tersiyle itmek yerine, gerçeklik algısının değişmeye başladığı bu yüzyılda mümkün olabilecek en etkin şekilde kullanmak bence çok daha faydalı olacaktır.

Önümüzdeki yazılarda Carl Gustave Jung, Richard Tarnas, Michele Gauquelin başta olmak üzere diğer araştırmacıların astrolojiyle ilgili çalışmalarını paylaşacağım.

 

Barış Özbayraktar

26 Mart 2015, İstanbul

Not: Barış Özbayraktar’ın bloğuna ulaşmak için tıklayın: http://arketipsel.blogspot.com.tr/

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.