GALAKTİK ASTROLOJİ

GALAKTİK ASTROLOJİ

20841086_1586973724666613_360629232992447709_n

 

http://www.vigiacosmos.es/wp-content/uploads/2014/08/big_25904366_0_850-685.jpg, 22.08.2017

http://www.vigiacosmos.es/wp-content/uploads/2014/08/big_25904366_0_850-685.jpg, 22.08.2017

 

Galaktik Astroloji özünde Hermetik Astroloji’dir ve bunun “hermetik” şeklinde adlandırılmasının sebebi de böyle bir astrolojinin Mısır, Sumer, Bâbil, Yunan ve erken dönem Ortaçağ Pers Astrolojilerinin paydalarını ortak bir çatı altında toplaması yüzündendir.

Bundan bir süre önce, benim de yaklaşık olarak birazdan okuyacaklarınıza benzer bir şeyleri düşündüğüm zamanlardan az önce (Mayıs 2016), kendisine çok saygı duyduğum bir Alman astrolog (Rafael Gil Brand) sideral bakış temelli bir Zodyak oluşturdu; bu Zodyak Galaktik Merkez’i ve Altın Oran’ı esas almaktadır, ona göre oluşturulmuştur. Kendisi Vedik Astroloji’yle Batı Astrolojisi’nin bir sentezini yapmaya çalışmaktadır fakat ben Galaktik Merkez’le oluşturulmuş bir astrolojiyi biraz daha farklı kurguladım ve kendimce, yapabildiğim kadar başka bir bakış açısıyla geliştirmeye çalıştım. Dolayısıyla bu metinde okuyacaklarınız Klasik Batı Astrolojisi’nin, ondan bir parça farklı olmakla birlikte Bâbil’le eşleşen, ona yine de çok yakın bir başka versiyonuna karşılık gelmektedir.

Fakat bunlardan önce söylemem gerekenler var… Her şeyden önce en samimi şekilde ifade etmeliyim ki böyle bir astroloji bana olabilecek en problemli yollardan geldi; 2016’nın çok büyük bir bölümü benim için her yönüyle zorluk ve krizlerden ibarettir; söylediklerimin fazlası var, eksiği yok…

Çözüm her zaman kendini tanımakta yatıyor ve bunun tek yolu da hayatınızda tekrarlayan ve sonuçları genelde aynı olan olaylar dizisine bakmaktır; tüm mevcutlar bu aynı veya benzer davranış kalıplarının sonucudur. Aynı veya benzer olaylar dizisini tanımlamanın tek yolu da kişinin hayatında en azından bir süreliğine de olsa tekrarda olan olaylar zinciridir.

Hiçbir mevzu sadece sizinle ilgili değildir; bunun ana karnı vardır, Karma’sı vardır, geçmişte yaşadığınız olaylar vardır ve karşınızdaki insanlar da olan her şeyle doğrudan ilintilidir. Ne var ki bu “farkındalık” diyeyim, ilk etapta kendini suçlamanın ardından gelir. Ama olan her şeyin özü, hakikatte her aktörün şu veya bu şekildeki tercihleriyle dinamik ve çift taraflı bir sürecin yaşandığıdır.

Aslında temel problem şu ki, insanları ve olayları her zaman kendi bakış açımızla, kendi duygu durumumuzla değerlendiriyoruz. Peki ya bunlardan sıyrılıp da bir pozisyonun “kendi gibi” hâlini yakalayabilseydik nasıl olurdu? Çok iyi olurdu, çünkü o zaman bir kişinin ve/veya olayın gerçekte nasıl olduğunu görebilirdik, en azından elimizden geldiği kadarıyla…

Aslında insanların kendilerine de bakmaları gerektiği gibi bir talepte bulunacak değilim çünkü bu oldukça ağır bir süreçtir. Hele bir de çözüm bulunamazsa mevzu daha da sertleşir ve kişiler yıpranmaya başlar. Dolayısıyla böyle bir sürece girmek istemeyeni, farkında olanı veya bilip de bir şey yapmaktan imtinâ edeni de anlayabiliyorum; şu veya bu sebeple herkes baktığı kanlı aynalarda kendi yüzünü aramıyor ve zaten çok çok büyük bir kesim bunu hayatı boyunca asla yapmayacak. Hiçbir devrimin sonucunu bilemeyeceğimiz için belki de güvenli limanlar doğrudur… Sonuçta buradaki soru açık: Mavi hap mı kırmızı hap mı?

Söz konusu dönemde (Mart 2016) etrafımda belirli birtakım işaretler belirmeye başladı ve bu işaretler enteresandı çünkü neredeyse hepsi aynıydı: Yıldız ve anahtar. Bunların açıkçası hiçbirini ilk etapta anlayamadım. Özellikle yıldız çok önemlidir çünkü Göztepe’de yatağımın başucundaki bir tabloda çok büyük bir şekilde duruyordu (tablo Dürrüşehvar Salur’a aittir) ve bu süreci ben ayarlamadım. Kız kardeşim aynı dönemde Avusturya’dan tatile geldiğinde de üzerinde devasa bir yıldız olan bir tişört vardı ve bunu da ben ayarlamadım. Rumî Tarot kartları aynı dönemde bana hediyedir ve orada da sürekli yıldızı buldum, hepsi birebir aynı zaman diliminde. Bir insanın arka arkaya defalarca aynı kartı çekme olasılığı yüzde kaçtır? Geçiniz… Bunların hiçbirisi benim irademle oluşmadı… Aynı semboliklere ne kadar sık rastladığımı burada anlatamam, o kadar çoktular. Benim geleceğim, bu sembollerin tümü, benim lineer kronolojimden önce de buradaydı; bunlar non-lineer bir zaman örgüsüne tabîlerdi, her an, her yerde, birbirinden bağımsız her ortamda ve her zaman aralığında, mesafe tanımaksızın buradalardı… Düzensizmiş gibi görünen her örgü kendi içinde bir düzen saklar.

Kezâ anahtar da aynı dönemde oldukça sık gördüğüm sembolikler arasında oldu ki önemli bir örneğim İzmir Meryem Ana’dandır; orada Meryem Ana’nın ikâmet ettiği bölgenin bir anahtar deliği şeklinde olduğunu görürsünüz. Benim şahsî fikrim, bu iki semboliğin tamamlayıcı oldukları yönündeydi, bunu tabii ki çok sonra anladım: Anahtar yıldızda saklı…

Bilinçaltı sırlarla dolu bir fenomendir ve tüm beşer hayatların en önünde, kişi mantığıyla bunun farkına varmasa bile, gider. Yaşamınızda ne olacağının çoktan bilincindedir çünkü siz alık alık olanları anlamaya çalışırken, kendisi geçmiş, şimdi ve geleceği içinde sakladığı için cevapların tümünü kapsar. Aynı dönemde bilgisayarımın aniden çökmesi yüzünden bana hayat verecek, en azından verebileceğini düşündüğüm bütün bilgiler de akşamdan sabaha tek vuruşla silindi gitti. Enteresan bir şekilde sadece, silinen bilgiler eski hayatımın kurgularıydı, ilerde işime yarayacak bilgilerin tümü kaldı, hem de tümü. Tamam bilgisayarımı korumadım, doğru, peki ama neden özellikle o zaman aralığı?

Mart 2016’da yaşantıma Rafael Gil Brand’ın “Himmlische Matrix” isimli kitabı da, yani bu yeni şey de eşlik etmeye başladı ki bu bir yıldızıl zodyak kitabıydı. Eşzamanlı olarak bu süreçte tek ilgilendiğim içerde ne olduğuydu, sürekli maske ardıyla uğraşıyordum. Bu yüzler benimki de dahil herkeste mevcuttu. Tüm yerel ve dünyevî davranış kalıpları, yorumlar tamamdı, peki ne kadar gerçekti bunlar? Tabii ki gerçekti de, buradan asıl öze ne kadar net inebiliyorduk? Bu arada “yüzler”, “maske” gibi ifadelerle sahtekârlık anlamı taşıyan bir yargılama yapmıyorum, bunlar zaten hep gördüklerimiz; tüm dert geri planda ne olduğuydu, bize verilmiş görüntünün arka tarafında…

Bütün problemlerin kendini bir türlü tanıyıp da kabule yanaşmadığından kaynaklanıyor. Sadece kendini değil başkalarını da direkt çıplak gerçeklikleriyle tanımlama şansın var. Bu olsa aslında, her şey belki de biraz daha kolay olacak. Bundan sonraki aşama da önemli tabii ki, mesela kendini tanıyıp da ne yapacaksın? Ama olsun, belki de en azından bir yerlerden başlaman gerekiyordur.

Bu benim hikâyemden çok kısa bir kesit, 1 buçuk yıldan daha fazla süren düşüncelerin bir kısmı. Sonraki sayfalarda giriş şeklinde aktaracağım astroloji bana insanların ve olayların kendi, doğal gerçekliklerini, dış kapaklardan ayrılmış hakikatlerini gösteriyor, göstermeye çalışıyor diyeyim.

Bu arada, siz bu süreci aynı veya benzer şekillerde yaşamak zorunda değilsiniz, zaten böyle olup olmayacağı kişisel haritalarda da görülür. Dolayısıyla burada tanımı yapılan Galaktik Astroloji’yi tamamen hayatınızın determine olayları veya özü şeklinde de görebilirsiniz, muhtemelen de böyle olacaktır.

Ve…

Herkes kendine dürüst olsun; kendi çıplaklığına dürüstçe bakamayan insan arınamaz…

Artık kavga yok…

Her zaman Göz’ün takibindesin… Artık görünürsün…

 

GALAKTİK MERKEZ (GM)                                                                          16.08.2017, 11:23:28, İzmir

Her ne kadar kendimizi evrenin merkezinde algılıyor olsak da, en uzak gök cisimlerinin, mesela Pluto’nun, Quaoar’ın, Sedna’nın dahi ardında bulunan ve içinde bulunduğumuz Güneş sistemini (= gezegenler + Güneş + Dünya + yıldızlar) kapsayan, ondan çok daha büyük, çok daha kudretli, çok daha anlaşılmaz ve çok daha gizemli başka yaşamlar da var. Bizim Güneş’imizin dahil olduğu bu devasa evrenin bir parçasına “Samanyolu Galaksisi” diyoruz ve onun da orta noktasında “Galaktik Merkez” bulunmakta. Bu bizim galaksimiz ve bunun gibi daha birçokları mevcut. Dolayısıyla yalnızca astronomik anlamda konuşsak bile tartışmasız bizden çok daha büyük bir düzene tabîyiz. Gökyüzünde çıplak gözle veya görece küçük teleskoplarla gördüğümüz tüm yıldızlar, bizim Güneş’imizin dahil olduğu Samanyolu Galaksisi’nin bir üyesi. Daha yetkin teleskoplarla görülenler ise diğer galaksilere aitler.

Samanyolu da dahil galaksilerden bazıları, alttaki resimde gördüğünüz gibi kolları olan bir spiral şeklinde ve Güneş’imiz bu kollardan birinde bulunuyor. (Resimde “Orion Kolu”nun biraz üstünde). [1] Janus astroloji programında gördüğünüz Galaktik Merkez işareti (20841086_1586973724666613_360629232992447709_n) bu formdan esinlenilerek oluşturulmuş bir sembol. 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Galaksi, 16.08.2017

https://tr.wikipedia.org/wiki/Galaksi, 16.08.2017

Sadece spiral değil çeşitli biçimlerde olan galaksiler 1 trilyona kadar yıldız içerebiliyor ve her bir yıldız, bağlı bulunduğu galaksinin kütle merkezini eksen alan yörüngelerde dönüyor. Gözlemlenebilen evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğu sanılıyor. [2]

Şimdi en basitinden bir hesap yapalım: Her bir tipik galakside (=cüce galaksi) ortalama 10 milyon yıldız ve toplamda yaklaşık 100 milyar galaksi. Bu durumda, en düşük ihtimâlle 100 milyar x 10 milyon kadar yıldız var ve bizim Güneş’imiz bunlardan sadece birisi. Bu rakamları, Dünya’yı konuk edinmiş insanoğlunun ve onun Güneş’inin evrende ne kadar komik bir yere sahip olduğunu göstermek için verdim; ait olduğumuz Samanyolu Galaksisi’nde dahi bu kadar küçük bir yer ediniyoruz ve bizim galaksimiz gibi daha 100 milyardan fazla mevcut. Sistemler, yani tüm bu galaksiler kendi içlerinde o kadar matruşkavarî bir düzeneğe sahip ki, her bir çark diğerinin içinde var. Hatta şöyle ifade edelim: Güneş sisteminin merkezinde bilindiği üzere Güneş var ve Dünya’nın bu merkezde dolanımı için 365 gün 6 saatten oluşan 1 yıl gerekiyor. Bu küçük bir evren çünkü o Güneş de başka bir bütüne ait (Samanyolu Galaksisi’ne) ve bizim bu miniminnacık Dünya’mıza hayat veren Güneş’imizin, ait olduğu Samanyolu Galaksisi’ndeki bir turu için tam 250 milyon yıla ihtiyacı var ve kendi galaktik yörüngesinde sadece 1 drc hareket edebilmesi için de tam 700 bin yıl geçmesi gerekiyor. [3] Tüm bu rakamlar, tabî olduğumuz düzenin insan aklı, algısı ve sezgisine sığamayacak kadar devasa olduğunu göstermek için yeterli olmalı.

Aslında tam anlayabilmek için şöyle bir tablo hayâl etmek gerekiyor: Güneş’imiz Samanyolu Galaksisi’nin, bir başka Güneş Andromeda Galaksisi’nin, bir diğeri Siyah Göz Galaksisi’nin ve başka Güneş’ler de milyonlarca başka galaksinin kontrolü altında, bu Güneş’ler kendi küçük merkezlerinin şefleri ve hepsi de bir bütün altında toplanıyor. Sanki inanılmaz büyüklükte bir Ana Merkez (=Evren) var ve bu Merkez, kendilerine çeşitli görevler verilmiş çalışanlara (=galaksiler), onlar da alt çalışanlara (=her bir sistemin Güneş’leri) vs. sahip ve her biri amacını yerine getiriyor. Bu görevlerde ne bir şaşma var ne bir duygusal yaklaşım ne de subjektif bir yorum. Görevler birbirlerine bağlı bir şekilde ve şaşmaz bir yapıda ifâ ediliyor. Bazı Güneş’ler yok oluyor, dolayısıyla onların görevi bitiyor ve yerlerine yenileri geliyor veya gelmiyor. [4] İnsanoğlunun aslında “kader” olarak adlandırdığı şey bu büyük ve şaşmaz düzendir. Nitekim Tarot’ta 10 numaralı kart olan Kader Çarkı da, [5] hem spiral şeklindeki Samanyoluwheel-of-fortune_419843Galaksisi’nin çarka, çarkı feleğe benzemesi hem de az evvel bahsettiğim kader kavramını ifade etmesi nedeniyle, GM’nin nasıl bir konu başlığına sahip olduğunu açıklayabilir. Ben bu kartta GM ile ne anlaşılması gerektiğinin resminin bulunduğunu sanıyorum: Düzen senden çok büyüktür ve çalışanları, görevlerini yerine getirebilmek için şaşmaz bir şekilde döner durur. Bu “düzenin” ne olduğu açıkçası çok da önemli değil; Sumer devrinde yaşasaydık isimleri Enki, Anu vs. olacaktı, Bâbil’de Marduk, Antik Yunan’da Zeus, Roma’da Jüpiter’le karşılaşacaktık, onun da üstünde Logos, Eter olacaktı. Şimdiki dinlere göre isimlerini zaten bildiğiniz çeşitli yaratıcılar veya Evren veya bazen Doğa’nın kendisi vs. düzeni sağlamakla yükümlüler. Belki de yakın zamanda “Andromeda Galaksisi’nde yaratıldık, kendisine belirli programlar yüklenmiş organik robotlarız ve üstüne kılıflar geçirilip Dünya’ya postalandık” fikri de iyiden iyiye yerleşebilir, bilemiyorum. Sonuçta sırası geldikçe her çağda hep bir düzenin varlığından bahsedilegelen kurgular, düşünce şekilleri veya belki de gerçeklikler mevcut olmuş. Bu kartta hep bir inişi, çıkışı, doğumu, ölümü vs. gösteren ve fanî hayatı temsil eden birtakım olaylar ve onların aslında kendi içinde bir düzen içermesi var.

Fakat bu kodlar veya bizim gibi görece küçük ruhların kendisine “kader”, “yasa” veya daha yumuşak bir ifadeyle “determine gerçeklikler” dediği bu “düzen” bizlere her yönüyle çok da açık değil, şöyle ki; Samanyolu Galaksisi’nin dönüş merkezi Sagittarius A (Sgr A) olarak biliniyor ve burada da süper büyük kütleli bir kara delik mevcut. Böylece Samanyolu Galaksisi’nin özelliği, orta noktasında yani Galaktik Merkez’de bir de kara delik barındırıyor olması.

İşin aslı bir kara delikte ne olduğunu tümüyle bilebilecek durumda değiliz çünkü isminden de anlaşılacağı üzere bu siyah ve dip bir nokta. Işık, madde ve kendisine yaklaşan ne varsa her şeyi yutuyor. Bilimsel anlamda konuşulacak olursa, evrende bir yandan sadece kara delik teorisiyle açıklanabilecek fenomenler varken, öte yandan kara deliklerin varlıklarına ilişkin ölçüm yapamıyoruz (çünkü siyah), dolayısıyla kendilerini sadece dolaylı bilgilerle “görebiliyoruz”. Ama yine de bu konu çok tartışmalı ve üzerinde ciddi çalışmalar yapılıyor. [6]

Öte yandan kara deliklerle ilgili bilinmesi gereken kavramlardan bir tanesi Olay Ufku’dur. Vikipedi’den aktarıyorum:

“Genel görelilikte olay ufku, ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır. (…) Bir kara delik madde yuttukça olay ufkunu genişletir, olay ufku genişledikçe de daha güçlü çekim alanına sahip olur. Kara deliğin olay ufkunda teorik olarak zaman tümüyle durmaktadır. (…) bir gözlemci kara deliğe ufku aşacak kadar yaklaşmış olabilseydi, kendisine yüzey izlenimi sağlayacak hiçbir özellik veya değişim hissedemeyecekti. Buna karşılık geri dönme girişiminde bulunduğunda, artık bu bölgeden kaçamayacağının farkına varmış bulunacaktı. Bu, âdeta “dönüşü olmayan nokta”dır. Bu durum, akıntısı güçlü bir denizde akıntıdan habersiz bir yüzücünün durumuna benzetilebilir”. [7]

Dolayısıyla burada artık bir kara deliğin sınırında oluyoruz ve normal, alışıldık kanunların hiçbirisinin geçerliliği kalmıyor. Eğer ufka girildiyse ışığın dahi kaçamayacağı bir an gelmiş oluyor veya en azından gözlem yetimizi yitiriyoruz çünkü artık ışık da mevcut değil. Bunu felsefî şekilde anlamlandıracak olursak, demek ki GM dönüşü olmayan bir yola girildiği, bunun normal kanunlarla açıklanamadığı, insan sınırlarına kapalı olduğu, çaresiz kaldığımız, etkisinden kurtulamadığımız, elimizdekilerle engel olamayacağımız her şey şeklinde yorumlanmalıdır. Aslında bu bir nevî düzen veya yazgı gibi de değerlendirilebilir.

Tabii ki kara delikler hakkında çeşitli farklı düşünceler mevcut ve bunlar filmlere de konu oluyor. Örneğin bir kara deliğin diğer tarafında bir beyaz delik var ve aradaki bağlantı da (Stargate film ve dizi serilerini izleyenler hatırlar) bir “solucan deliği” sayesinde kuruluyor. Böylece aslında içinde bulunduğumuz evrenden bir diğer evrene geçiş yapıyoruz. Bu görüşü destekleyen önemli bilim insanlarından birisi de Stephen Hawking. Hawking, kara deliğe kapılan bir şeyin farklı bir evrene geçiş yapabileceğini söylüyor; ona göre kara deliğe düşen bilgi bir yerde belirmelidir ve bunun için de iki yol vardır: Kara deliğe giriş yapan şey, ya kara deliğin ucunda bir tür holograma dönüşmekte ya da alternatif evrende ortaya çıkmaktadır. Ancak kara deliğe kapılan bedenlerin aynı evrene dönüşü mümkün değildir ve bunlar farklı bir evrene geçiş yapabilmektedir. Teoriye göre kara deliklerin çekim gücüne kapılıp içine doğru hareket eden cisimler, kara deliğin dış kısmında bulunan bir alanda emiliyor. Cisimlerin benliklerinin ve sahip olduğu bilgilerin bir kısmı bu kısımda kalıyor. Kara deliğin içine giren cisim, deliğin içinden çıktığı takdirde kara delikten aldığı bilgilerin bir kısmına sahip oluyor. Fakat kara deliğin inanılmaz gücü ve yoğunluğu cismi öyle bir hâle sokuyor ki cismin yeni hâlinden ne önceki hâli hakkında ne de karşılaştığı kara delik hakkında bilgi alabiliyoruz. [8] Yine Hawking, “ (…) internette yayımladığı yeni bir makalede “Klasik teoriler kapsamında bir kara delikten kaçmak mümkün değildir, ancak kuantum fiziğinde bir kara delikten kaçmayı mümkün kılacak enerji de bilgi de mevcut” diyor ve bu nedenle bilinen anlamıyla kara deliklerin gerçekte var olmadığını ve gözlemlenenlerin de ancak “gri delikler” olarak tanımlanabileceğini iddia ediyor. Hawking, yeni teorisi ile ilgili Nature dergisine verdiği röportajda kara delik dediğimiz bölgelere giren ışığın zannedildiği gibi sonsuza dek ortadan kaybolmadığını “Bir süre sanki bir yürüme bandındaymışçasına kara deliğin merkezinden kaçmaya çalıştıktan sonra radyasyona dönüşerek dışarı sızdığını” söylüyor”. [9] Bu da ek olarak kullanılacak bir bilgi olabilir.

Önceki satırlarda Kader Çarkı’ndan bahsetmiştim; dört bir yanda duran figürler Zodyak’ın 4 sabit burcudur, aynı zamanda 4 elementtir ve bu anlamda fizikî determinizmi karşılarlar; her şey kurallara tabîdir. Tüm bu fizikî yasalar ise Kader Çarkı kartının ortasındaki pekâlâ horoskopa benzeyen şekille görülür ve bu da yine ortasında GM’nin bulunduğu galaksimizin şekline benzemektedir. Demek ki burada determine birtakım kurallar zinciri var ve bunların idrak edilmesi de, sabit burçlarla görülen bu sabit düzenin öğrenilmesine bağlı, nitekim hepsinin elinde kitaplar görmekteyiz. (Enteresan bir şekilde, bu yazının ilk sayfasındaki resimde de, fizik dünyadan kopup kozmik/astral dünyaya bakan, onu farkeden çiftçinin baktığı Öte-Evren’in sol üst köşesinde de kader çarkına/çark-ı feleğe rastlıyoruz. Bunu makalenin tekrar okuması esnasında farkettim).

Fakat bu sembolleri taşıyan tek Tarot kartı bu değil; yine kendisinde sabit burçları gördüğümüz bir de Tarot destesinin son kartı Dünya [10] var. Bu kart benzer özellikler taşıdığından, “Kader Çarkı’nın ulaşacağı üst nokta” şeklinde düşünülmelidir. Nitekim bu kartta, Kader Çarkı’nın etrafında bulunan değişmez ilkeler (sabit burçlar ve varoluşun temel elementleri Ateş, Toprak, Hava, Su) muhtemelen artık farkedilmiş (çünkü kartta artık bir öğrenme olmadığıtarot-world görülüyor) ve bundan, kelimelerle anlatılamayacak büyüklükte bir bilgelik ve özgürlüğe ulaşılmıştır. Kişinin tüm dışsal Ben’i ile hayatın güçleri bir araya gelmiş ve kişinin varlığında kombine edilmiştir. 4 elementin hâkimiyetindeki yasaların üstündeki Eter’e, yani Quinta Essentia’ya ulaşılmış, onunla bir olunmuştur. Nitekim Kader Çarkı’nda ortadaki yuvarlak sembol, Dünya kartında danseden bir ruha dönüşmüştür. Kişi, olaylar arasındaki derin bağlantıyı farkederek merkezin tek bir yerde olmadığını görmüş (çünkü biz Güneş Sistemi’ne bağlıyız, Güneş Sistemi Samanyolu Galaksisi’ne, o da daha büyük bir bütüne bağlı) [11] ve buradan birlik bilincine vararak kendisinin sadece bir parça olduğunu idrak etmiştir. Merkez her yerdedir ve her yer de bir merkezdir. Demek ki astroloji aracılığıyla bir düzen görüyoruz (Kader Çarkı’nın ortasındaki yuvarlak şekil (horoskop) ve etrafında, sabit bir düzeni anlatan ve öğrenilmesi gereken 4 element ki bunların tümü bana göre Galaktik Merkez anlamına da gelmektedir çünkü Kader Çarkı’nın şekli GM’ye fazlasıyla benzemektedir) ve bu düzeni algılama sonunda da Evren’le bir bütün olmuş bir hâl beliriyor (Dünya kartı).

Ama tabii ki tüm bunlardan kendi köşesine çekilmiş bir bilge beklememek gerekir: Rachel Pollack, Dünya kartındaki çelenkte ve figürün eşarbında kırmızı rengin bulunduğunu ve bunun da kök çakraya karşılık geldiğini söylüyor; buna göre dansçı aslında fizikselliğini, maddî ve seksüel gerçekliğini kaybetmemiştir. [12] Ayrıca çelengin köşelerinde daha hâlâ 4 elementin, yani fiziksel dünyanın varlığını görüyoruz, ama artık bunun bilgeliği vardır; 10 numaralı kartla karşılaştırıldığında ellerde kitap olmadığı için öğrenme sürecinin tamamlandığına dikkat edilmeli. Dansçı burada birlik bilincinin farkındadır, sadece bu bize her zaman açık değildir. Burada kader ifadesi, “hayatın değişmez veya görünmez yasalarına biz de tabîyiz” anlamında kullanılıyor. Nitekim Metin Kiraz da her iki kartın birbiriyle ortaklık taşıdığını anlatıyor; Kader Çarkı kartının, kişinin kendisini farketme ve bilinçlenme ile Kader Çarkı’nın aşılması ve Dünya kartının da kristalizasyon, tamamlanma, kozmik birleşme, Karma’nın yanması, bandajlardan sıyrılma, sınırlardan kurtularak yeni bir düzen kurulması anlamlarına geldiğini yazıyor. [13] Bu kadar düzen, determinist örgü vs. diyoruz, peki bu durum bizi kadere bağlı kılmıyor mu diye de sorulacak olabilir. Ben bunu böyle okumuyorum çünkü Dünya kartı, Kader Çarkı’nın sonucudur ve Dünya kartında artık “gülen” 4 temel element ve özgürce dans eden bir varlık var. Bir şekilde bunlar, yani yasalar ve özgürlük ortak paydada ilerliyor. Ama önce daima bir düzene bağlı olduğumuzun kabulü gerekiyor ve aslında Kader Çarkı’nda 4 temel elementte gördüğümüz kitaplar, bunun eğitimi ve öğrenimi anlamına geliyor. Bir düzenin varlığı fikri gerçekten de bağlayıcı ve kişileri hareketsiz kılan bir yapıya sahip olsaydı, bütün o bilgeler, eski üstâdlar daha farklı konuşuyor olurlardı ve sonuç, tam tersine özgürlüğü temsil eden Dünya kartına varmazdı.

Ama yine de, temel olarak bu kart her yönüyle tanımlanabilecek, anlaşılabilecek özelliklere sahip değildir. Dolayısıyla aslında GM üzerine kurulu bir Sideral Astroloji’nin diğer sideral bakışlardan farkı da burada yatıyor; diğerleriyle determine gerçeklikler görülürken burada hem onları görüyoruz hem de bunlardan belki de üst bir farkındalıkla ilgili bir sonuç çıkarıyoruz (veya daha rahat çıkarıyoruz) çünkü denklemde yüksek farkındalığı uyaran, dürten Galaktik Merkez var.

Bu son satırlar bazı Tarot kartlarıyla Galaktik Merkez arasındaki bağlantılardı, ama şimdi doğrudan GM’nin kendisini biraz daha anlamlandıralım: Aslında normal bir insanın alışıldık zaman ve mekân kurgusunu aşan bir düzenden bahsediyoruz; Dünya’da gördüğümüz büyük bir bütünün sadece küçük bir kısmı ve bir de onun kendimize göre yorumlanmış hâli. Öyle ki, bize Samanyolu Galaksisi’nin tepesinden bakan bir insan bizi diğer yıldızlardan ayıramıyor olacaktı. [14] GM’de bulunan kara deliğin çevresi ise ışıksız ve yıldızsız durumda.

Tarihsel anlamdaysa GM ile ilişkili bilgimiz yok çünkü bu terim ilk olarak 20. yy’ın ortalarında kullanıldı. Bu yüzden eski kültürler daha çok Samanyolu’ndan bahsediyorlar. Bunların neredeyse tümünün ortak özelliği, şu andan sonraki dünya ve bu karanlık portalın (=Samanyolu’ndaki siyah yarık) başka bir dünyaya açılan kapı olduğudur. Popul Vuh’a göre mesela, giriş önce Ölüler Diyarı’nadır, ardından da yeniden doğulacaktır. Nitekim tüm astroloji çeşitlerinde Galaktik Merkez Yay burcundadır ve bu da aslında GM’de olan bir temizlenme ve arınma sonucu (ama ilk olarak karanlık diyara girildikten ve o geçildikten sonra, ki bu da GM’de oluyor) yeni bir hayat kesitinin özgürleşerek başlamasıdır ki Yay burcu da bu anlamları karşılar. [15] Bu “yeni hayat”ın ne olacağı hususunda bir fikir sahibi değiliz.

Peki GM üzerine kurulu bir astroloji, bu konuşmalardan sonra nasıl tanımlanmalıdır? Bu nasıl bir astrolojidir ve neleri kapsamaktadır?

GM’nin bizi götüreceği yol veya en azından olası senaryolar kısaca şöyle özetlenebilir: Fiziksel, tekrarlayan, aslında kendi içinde belirli bir düzeni olan olaylar aracılığıyla maddenin içindeki ışığı tanımak, ona ulaşmak. Bu, insanın kendisiyle tam ve bütün olması, tekrar özüne, olduğu hâline dönmesi, hiçbir zaman kendine yabancılaşmaması demektir ki bu aynı zamanda Dünya kartının da anlamıdır, [16] daha yüksek ve kendisine bağlı olduğumuz kozmik dimensiyonların farkındalığı, her şeyin bir merkezde dönmesi ve içiçe geçmiş matruşkalar düzeni, üç aşağı beş yukarı determine özellikte sayılabilecek, çoğunlukla tekrarlayan olaylarla görülebilecek, kendine benzer, zaman ve mekândan bağımsız olan ve biz onları görmesek veya farketmesek de hep yanıbaşımızda olan, bizim dışımızda gelişen, fanî hayatın düzenini temsil eden yasalar (veya çeşitli algılarca kader, çark-ı felek, kısmet, yazgı, Logos), şu ana kadar bildiğimiz kurallarla açıklanamayan veya açıklanması ya da anlaşılması güç olan, dönüşü olmayan yola girilmesi, engel olamadıklarımız, ölüm, transformasyon, derinlik, derin dönüşüm, kristalizasyon, rejenerasyon, iç temizlik, ama aynı zamanda özgürlük, farklı bir deneyim dünyası, kaçınılmaz değişim, başka bir kapı, yeniden doğum, tedavi, şifa, gelecek için yeni ve taze bir güç, keyif, neşe, “kozmik dans”, yasalarımızı tanımakla, onlara olabildiğince dürüst bakmakla gelecek yüksek bir hâl, 4 elementle Eter’in birleşmesi, olaylar arasındaki derin bağlantı, tamamlanma, kozmik birleşme, Karma ve sonra da onun yanması, bandajlardan sıyrılma, temizlenme, arınma, fikir zenginliği, beklenmedik argümanlar, orijinal metodlar, kişinin kendi merkezini bulmasına yardımcı bir enerji, ruhla vücut, yani maddî ve manevî dünya arasındaki bağlantının farkettirdiği uyum, huzur.

Yani bir anlamda önce Akrep’in karanlık derinliklerine girilir, ardından ölüme bakılır, sonra da yeni bir yaşama gücüyle kaplı ve umut dolu bir geleceğe yönelmek maksadıyla GM’de transformasyona uğranır ve yenilenir. Bu, aslında artık işinize yaramayan, yaramayacak kalıplarımızın da yıkımıdır. Bugünkü bilgiler ışığında kara delikte uzay, zaman, kütle, hız veya ağırlığın ölçülebilirliklerini kaybetmelerini, kapatılmış oldukları birimlerden özgürleşme olarak da yorumlayabiliriz. [17] Kara delik olarak adlandırılmasına rağmen belki de içi sonsuz ışıkla doludur, sonuçta yıldızlar burada yutuluyor. Yine Cudell’e göre “GM, sadece fizikî değil ruhsal daha büyük bir birlik bilincinin de merkezî hâle getiriyor. Orada büyük kozmik bağlantılara ve gizemlere bir giriş var”. [18] Bu, sanki diğer tarafında daha büyük farklılıklarla, farkındalıklarla karşılaşacağımız bir köprüden geçiş gibidir.

Anabela Cudell, Galaktik Merkez’in Andromeda M31’le üçgen açıda olduğunu aktarıyor [19] ve Oscar Hofman da bu takımyıldızı şöyle yorumluyor, dolayısıyla Galaktik Astroloji’nin sonuçları hakkında belki şunlara da ulaşılabilir: “Kişinin kendisinin sebep olmadığı zorluklarla karşılaşılır. Sonrasında saflık ve arılıkla yüksek dünyalarla bağlantıya geçmek ve bu dimensiyonların güzelliklerini sanatsal yaratılarda görmek mümkündür. Temel mücadele, ruhu maddî bağlarından özgürleştirmektir. Estetik ve sanatlar Andromeda’da merkezî konulardır, güzellik ve hakikati zor ve düşmanca bir çevrede korumak ve güvence altına almaktır”. [20]

Bu arada bu son yazdıklarım mevzuyu ille de spiritüel bir kanala odaklamasın, bunlar sadece olası sonuçlardan bir kısmı şeklinde düşünülmelidir.

Bu astrolojinin pratik kullanımı nasıldır, kendisi aracılığıyla neye ulaşılır? Tekrarlayan yasalarımız, yaklaşık olarak da olsa determine (“önceden belli, bir süredir tekrarlayan veya hep var olan” anlamlarında kullanıyorum) olaylarımız, bir insanın kendine bakışını kolaylaştırabilecek, derinde yatan gerçekliğimiz, maskeler sıyrılınca görülenler, kendimize veya kolektife nasıl baktığımız veya kolektifin bizi nasıl gördüğü değil, daha altta olan öz ve kimlik. Tropikal Zodyak’la bir şeylerin adını koyuyoruz, fakat altta yatan gerçek niyeti, kastı Galaktik Zodyak’la görüyoruz. Bu arada aslında kuralları hiç de muğlak olmayan bir olaylar astrolojisinden konuşuyoruz. Bu yazının sonlarına doğru tanıtacağım gibi gerçekte sadece klasik astrolojik öğeleri kullanacağız çünkü yasalarımızı tanımak, bu konuda birçok bilgi eksikliği olmakla birlikte, sınırları çizilmiş bir astrolojiyle mümkündür.

 

ALTIN ORAN (AO)                                                                                      19.08.2017, 10:21:09, İzmir

Gil Brand’ın Galaktik Zodyakı’nın en önemli bir başka bileşeni de GM’den sonra Altın Oran (=AO; Lat. proportio divina). Matematiksel tanımı pratik anlamda şöyle yapılmakta: “Bir çubuğu al, iki parçaya böl, ama öyle böl ki küçük parça ile büyük parça arasındaki oran, büyük parça ile çubuğun tamamı arasındaki oranla aynı olsun”. [21] Büyük parça “majör” ve küçük parça da “minör” şeklinde adlandırılıyor. Bu durumda AO, “matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır”. [22] Bu Oran’ın ondalık sistemde yazılışı kısaltılmış hâliyle 1,618’dir [23] ve sembolü de Yunan harflerinden Phi’dir (φ). Bahsi geçen Phi kendini tekrarlayan bir yapıda olduğundan, Altın Oran’ı barındıran her şekil de AO’yu kendi içinde sonsuz sayıda tekrarlayabiliyor (=Kendine Benzerlik). AO, tarihsel anlamda da oldukça geriye giden bir geleneğe sahip; matematik literatüründeki ilk izlerine Yunan matematikçi İskenderiyeli Eukleídēs ile (Tr. Öklid, MÖ 3. yy) rastlıyoruz. Bundan sonra da Geç Ortaçağ’da ve özellikle Rönesans’ta (Kepler, Pacioli vs.) felsefî ve teolojik bağlantıları geliştirildi. [24] AO’nun ilk kanıtlarına MÖ 3. yy’da rastlanıyor olsa da kökleri yüksek olasılıkla en eski medeniyetlere kadar uzanmaktadır çünkü Hellenizm kültürleri biraraya getirmiş sentez bir dönemdir. Dolayısıyla kendinden önceki dönemlerden beslenmiş olması mantığa uygundur.

Vikipedi AO’yu “bir sayının insanlık, bilim ve sanat tarihinde oynadığı inanılmaz bir roldür. Phi, evren ve yaşamı anlama konusunda bizlere yeni kapılar açmaya devam etmektedir” şeklinde yorumluyor. [25] Birazdan konu edilecek Fibonacci Dizisi ve Altın Oran şu an itibariyle doğanın her yerinde görülmüyor olabilir, ama yıllar geçtikçe en azından çok daha net bağlantılar yakalama olasılığımız yüksek. Bu bağlantılar saklı ve birçoğu araştırmalarla bulunabiliyor.

Aslında yaşamın kendisinin böyle bir düzenvarî rakam veya oran üstüne kurulduğu ve bu hususun kanıtlanabilir olduğu konusu, dediğim gibi oldukça tartışmalı veya çok yaygın olmayabilir fakat evrende böyle bir oran sadece matematikte değil sanatta, mimarîde ve doğadaki bazı örneklerde de mevcut. Bunlar çiçek ve bitkilerin yapıları, bazı planetlerin ve ayların dolanım sürelerinin Jüpiter ve Satürn’le ilişkide olması, kendi rotasyonunda olan kara deliklerin, kritik bir hıza ulaştıklarında negatiften pozitif bir sıcaklık kapasitesine geçmeleri noktasında (Tipping-Point), bunun sadece kütle ve AO ile tanımlanabiliyor olması, ayrıca daha yüksek dimensiyonlarda kara deliklerle AO arasındaki ilişki, bazı kristallerin yapıları (Kuazi Kristal), Antik dönemde, Rönesans’ta ve mimarîde insan yüzü de dahil birçok eser ve müzik gibi misallerdir. [26] Bunlar doğada belirli bir matematiksel orana uyan sistemler olarak geçiyor. Kar kristalleri, DNA, insan vücudu, spiral galaksiler gibi diğer örnekleri spekülatif oldukları için değerlendirmiyorum. Bilemiyorum, belki de evrimsel, dünyevî çeşitlilik AO’yu her noktada görebilmemize de engel oluyor olabilir. Genel olarak doğada AO’nun ve Fibonacci Dizisi’nin nelerde bulunduğuna ilişkin olarak da dipnottaki kaynaktan faydalanabilirsiniz. [27]

Altın Oran mevzusunu bizim açımızdan değerli kılan iki faktör Fibonacci Dizisi ve Venüs Pentagramı. Fibonacci Sayıları veya Dizisi 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21… şeklinde gitmekte ve kendisi ile önceki sayının toplamı, dizideki bir sonraki sayıyı vermektedir. Daha önce örneğini verdiğim birçok çiçek cinsinin taç yapraklarının sayısı da Fibonacci Dizisi’ne uygun. Ayrıca matematiksel.org sitesinden Sinan İpek, “Örneğin, çam kozalaklarının dip kısmındaki spirallerin sağa dönük olanlarının sayısı genelde 8 (Fibonacci rakamı), sola dönük olanların sayısı ise genelde 13’tür (Fibonacci rakamı)” diyor ve bunu bizzat denediğini de aktarıyor. [28]

Fibonacci Dizisi’nin en önemli özelliği, dizide birbirine ardışık giden rakamların birbirine oranının, dizideki sayılar büyüdükçe Altın Oran’a yaklaştığı gerçeğidir: 1/1=1, 2/1=2, 3/2=1,5, 5/3=1,66666…, 8/5=1,6, 13/8=1, 625, 21/13=1,6153… Mesela bu son verdiğim rakam, AO’ya (= 1, 618…) oldukça yakındır. “Yaklaştığı” diyorum çünkü tamı tamına bir karşılama olmuyor, yani AO her zaman veya çoğu zaman biraz eksik çıkmaktadır. Fakat Fibonacci Dizisi’ne uygun olan doğanın bazı elementleri Altın Oran’a o kadar yakın ki bunları tesadüf şeklinde düşünemiyoruz. Bu durumda Fibonacci ardışıkları ile AO arasında çok önemli bir ilişki vardır ve bu ardışıklar AO’ya da “altın” bir kanıt sunmaktadır. Bunu bu yüzden “İlâhî Oran” veya “Tanrısal Oran” şeklinde adlandıranlar da bulunuyor.

AO’yu önemli kılan ve oldukça heyecan verici bir başka mevzu da Venüs Pentagramı’dır. [29]

Untitled-14

Venüs kavuşumlarını, tabii ki diğer gezegen kavuşumlarında da olduğu gibi dünya ve güneşmerkezli şekilde takip edebiliyoruz. Bir haritaya ister güneş isterse dünyamerkezli bakalım, Venüs kavuşumları 8 yıllık bir periyodda 5 defa kavuşum yapmış olacak (bu arada 8 ve 5 rakamları da Fibonacci Dizisi’nin sayılarıdır); haritamız güneşmerkezliyse Dünya-Venüs, yermerkezliyse Güneş-Venüs kavuşumu olacak. İşte bu kavuşumların olduğu tarihlerdeki pozisyonlar bir kalemle çizilecek olursa meşhur Venüs Pentagramı’na ulaşmış oluyoruz. (Gerçi bu pentagramın başlangıcıyla bitiş tarihleri arasında (alttaki resimde üstte) hep bir “tam birleşmeme” vardır).

Venus_pentagramm2

Bu pentagramda her bir tarih arasındaki derece farkı tam olarak 144 değildir, ama ortalama olarak böyledir. Mesela Dünya-Venüs kavuşumunu güneşmerkezli gözlemlediğimizi varsayalım: İlk terminimiz 08.06.2004, 18 drc Yay; ikincisi 13.01.2006, 23 drc Yengeç; üçüncüsü 18.08.2007, 25 drc Kova; dördüncüsü 27.03.2009, 7 drc Terazi; beşincisi 29.10.2010, 6 drc Boğa; altıncısı 06.06.2012, 16 drc Yay. Böylece ilk pozisyonla ikincisi arasındaki drc farkı 145, ikinci ile üçüncü arasındaki 148, üçüncü ile dördüncü arasındaki 138, dördüncü ile beşinci arasındaki 151 ve beşinci ile altıncı arasındaki de 140 drc’dir. Bunun ortalaması ise 144,4 drc’dir. Bu arada tropikal anlamda bakarsak, yani Dünya’yı merkez alarak Güneş-Venüs kavuşumlarını gözlemleyecek olursak, Venüs sadece geri hareketteyken kavuştuğunda pentagram şekli gerçekleşebilir ve ister dünya isterse güneşmerkezli gözlem yapılsın, her ikisinde de kavuşum tarihleri aynıdır. 8 yıl sonunda Venüs’ün kavuşumu yaklaşık aynı yerde olur (ortalama 2 gün veya 2 drc fark vardır) ve böylece pentagram tamamlanmış olur. Ayrıca pentagramın uçları da birbirleriyle yine ortalama 72 drc’lik bir mesafededir ve bu da 5. Harmonik haritalara karşılık gelir. Bu 5-8’lik döngü dansvarî bir ritm şeklinde anlaşılmıştır ve Venüs, Güneş’in etrafında 8 yılda yaklaşık 13 defa dolanır. Yani 8 Dünya Yılı’nda 13 Venüs Yılı’nı görmüş oluyoruz.

Burada ilginç olan kısım, Venüs Pentagramı’ndaki Altın Oran’ı Fibonacci Dizisi’yle yakalıyor olmamız ki bunu direkt alıntılıyorum: “Dünya Güneş çevresinde 365,256 günde dolanır. Venüs ise Güneş çevresinde 224,701 günde dolanır. Bu durumda Venüs’ün Güneş çevresinde dolanım süresi yıl bazında 224,701 / 365,256 ≈ 0.615187 Dünya Yılı’dır. Şimdi şu tesadüfe bakın: 8/13 ≈ 0,615385. Yani ardışık iki Fibonacci Sayısı‘nın (8 ve 13) oranı, bize Venüs’ün Dünya Yılı cinsinden dolanım süresini verir. Şimdi, 13-8 = 5 olduğundan, 8 yılda Venüs 5 kez Dünya’ya en yakın konumuna gelir”. [30] Bunu, tarihsel anlamda ilk farkeden Bâbil astrolog/astronomlarıydı.

Kabul etmeliyim ki astronomi konusunda oldukça eksiğim, fakat şimdi R. Gil Brand’ın aktardığı çok daha önemli bir bağlantıdan konuşmak istiyorum. Ama önce şunları bilmemizde fayda var: Ay, Dünya’nın çevresini 27,32 günde dolaşır. Buna “sideral ay” deniyor. (Bizim “1 ay”dan anladığımız ise “sinodik ay”dır ve 29,5 gündür. Yani eğer bugün bir Yeniay varsa, 29,5 gün sonra tekrar bir Yeniay olacaktır). [31] Buna karşın Güneş’in ortalama sinodik rotasyon süresi, Dünya’dan bir bakışla, 27,27 gündür (=Güneş’in kendi ekseni etrafındaki dönüşünün Dünya günleri karşılığı) ve bu değer de Ay’ın sideral periyoduna (=27,32 gün) neredeyse eşittir. “Bir başka ifadeyle, Dünya’dan bakıldığında gördüğümüz Güneş’in ritmi, Dünya-Ay sisteminin ritmiyle aynı şeydir. Buna göre Güneş ve Ay aynı prensibin iki tarafıdır”. [32]

Şimdi çok önemli bir bölüm geliyor: Eğer planetlerin dolaşım süreleri (gün olarak), Ay ritminin 27,3 gününe bölünür ve bu değerlerin de karekökü alınırsa, Fibonacci Dizisi’ne büyük bir uygunluk ortaya çıkıyor. Bu ilişki Klaus Podirsky tarafından bulunmuştur. Buna göre değerler alttaki gibidir: [33]

 

PLANET GÜN (G) OLARAK G/27,3 G/27,3’TEN FIBONACCI
DOLANIM SÜRESİ * ALINAN KAREKÖK DİZİSİ
GÜNEŞ 27,3 1 1 1
MERKÜR 88 3,22 1,8 2
VENÜS 225 8,23 2,87 3
DÜNYA 365 13,38 3,65
MARS 686 25,12 5,01 5
ASTEROİTLER 1680 61,54 7,84 8
JÜPİTER 4333 158,7 12,6 13
SATÜRN 10759 394,1 19,85 21
URANÜS 30689 1124,1 33,52 34
NEPTÜN 60184 2204,5 46,95
PLUTO 90475 3314,1 57,56 55

 

*: Planetlerin Güneş etrafındaki dönüşlerinin Dünya günleri şeklinde hesaplanmış hâlleri. Örn.: 1 Jüpiter Yılı = 4333 Dünya Günü.

 

Tabloda görüldüğü üzere Neptün hanesi boş, fakat oraya karşılık gelen bir Fibonacci Rakamı zaten yok. (Bir de tam burada “Neptün zaten yok” diyeceğim, astronom arkadaşlarım hoplayacak J). Bu tabloyu planetlerin ritmleri, nefes alıp vermeleri şeklinde yorumladığımızda her planetin nefesinin bir rakama, üstelik Altın Oran içeren bir rakama uygun olduğunu görmekteyiz ve bu açıkçası inanılmaz bir bağlantı. Ayrıca şu ana kadarki tüm rakamların küsüratlı sayılar olduklarını da unutmamak lâzım; düzensiz bir yapı görüntüsünün ardında mevcut bir düzen var. Ancak pek tabii ki doğadaki matematiğin kusursuz olduğu iddiasında bulunamıyoruz ve bu oranların pürüzsüz olmadığını ben de kabul ediyorum ama dünyevî yaşamın içinde bulunan çeşitlilik, her şeyin, tüm bilgeliğin kolayca görülmesini engelliyor ve bunlara kolay erişim sağlanamıyor diye de düşünebiliriz: “Doğada kabaca bu oranlara uyan, ancak diğer doğal nedenlerle mutlak oranlardan sapmalara neden olan evrimsel varyasyonlar var”. [34] Öte yandan Kaos Teorisi’ne de lütfen bakınız; bu teoride hep konuşup durduğumuz ve bir astrolog için doğruluğundan hiç kuşku duymadığımız fraktaller var ve bunlar kendine benzerdir; tümü kendiyle birebir aynı değildir ancak çok büyük bir oranda benzerdir, bu özelliği taşır. Bu yüzden de zaten ismi “kendiyle aynılık” değildir. Demek ki zaten sürekli birebir netlikten konuştuğumuz yok. (Yaşamsal çeşitlilik, evrim vs. gibi nedenlerden ötürü). Üstelik doğa hiçbir zaman kusursuz değildir. Dolayısıyla bu rakamlar ne olursa olsun dikkat çekicidir ve 1,618’in yaklaşık bir değer şeklinde kullanıldığı gerçeği vardır; yani AO’nun etrafında buna yaklaşık bir doğa düzeninden bahsediyoruz. Pek tabii ki sadece Venüs Pentagramı değil genel olarak pentagramla AO arasında özel bir ilişki vardır.

Ama ben burada daha çok böyle bir ilişki veya düzenin nasıl yorumlanacağıyla ilgileniyorum: Bunu güzelliğin ve uyumun, bir bütünün parçaları arasındaki yüksek iletişimin evrensel bir formülü şeklinde yorumlayabiliriz ve bu bir anlamda Venüs Balık’tır da; her şeyin temelindeki birlik, uyum ve bütünlükten, “yüce” bir kurgudan (Venüs Balık’ta “yücelir”) bahsediyoruz. [35] Küçük bir kesit daha büyük bir kesitle ve o da bütünle orantıdadır. Peki ya hayatlarımız? Bunlar birbirine eş veya benzer modellerle gidiyor mu? İnsan hayatının bazı olaylarında hep yaşadıklarınız, tekrar eden döngüler var mı? Hayatınızın düzensizmiş, bağlantısızmış gibi akıp giden örgüsünün altında bir model mevcut mu? Çeşitli fraktallere bağlı mıyız? İlk görünüşte anlaşılamayan ama dip, daha kesin ve daha net bir gerçekliğimiz var mı? Mesela benim hayatımda 1 rakamı çok önemlidir, öte yandan ailemin anne tarafındaki birçok kadında belirli burçlar hep tekrarlanmaktadır. Buna benzer keşfedebildiğim birkaç modelim daha var. Buna, yukarıda da değindiğim üzere Kaos Teorisi’nde “Kendine Benzerlik” diyoruz. Buna göre bir objeyi ne kadar büyütürseniz büyütün, en büyük parçayla en küçük parça temelde hep aynı (veya çok çok benzer) bir modele sahiptir, yani “yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır”. Sürekli kendine dönüp duran kendine benzerlik için belirleyici rakam ise AO’dur. Dolayısıyla AO üzerine kurulu bir astroloji bize düzensiz olanın içindeki düzeni aktaracaktır; kendi düzenimizi, tekrarlayan olaylarımızı, kendi yasalarımızı…

NASIL OLUŞTURULDU?                                                                            25.08.2017, 13:30:26, İzmir

Gil Brand Galaktik Zodyak’ı nasıl oluşturdu? Tüm ayrıntılarıyla burada aktaramam, ama bazı temel öğelerden bahsedebilirim: Her şeyden önce Brand, Aslan-Kova aksını ana aks olarak alıyor. Bilindiği üzere Eskiler’e göre Kova’dan Yengeç’e olan bölüm Ay’ın ikâmetleri ve Aslan’dan Oğlak’a kadar olanlar da Güneş’inkilerdir. Her iki ışığa ayrılmış bu bölümler Oğlak ve Kova’da, yani Satürn’ün (görülebilir evrenin sonu) her iki ikâmetinde sonlanıyor. Böylece Zodyak’ı bu eksende, yani Aslan-Kova ekseninde bölebiliriz. Satürn’ün yurtları Oğlak ve Kova da aslında bir geçiş kapısı olmuş oluyor; bir farkındalıktan bir diğer farkındalığa, 7 planet kubbesinin ötesine.

Zodyak’ı Aslan-Kova ekseninde ayırdığımızda, diğer tarafta da Boğa-Akrep aksını buluyoruz, böylece burada adı geçen 4 burcun 0. drc’siyle oluşturulmuş bir Büyük Kare’yi görüyoruz. [36] Brand bundan bahsetmese de, çok ilginç bir şekilde bu 4 sabit burç 4 elemente, bu da bahsini ettiğimiz Kader Çarkı ve Dünya kartlarına karşılık geliyor. Bu da determine olaylarımız, içinde bulunduğumuz düzen ve tabî olduğumuz yasalarımızdır, üzerinde konuşmuştuk. Şimdi, eğer böyle bir örgü içine bir de GM ve AO’yu yerleştirebilirsek, bana göre bu kesinlikle, 4 elementin üstündeki görünmez ve hâkim enerji olan Eter ve onun astrolojisidir. Ben bu kısmı, yani Aslan-Kova-Boğa-Akrep dörtlüsünü kural, kader veya yasa aksı, düzen aksı, farkındalık aksı gibi ifadelerle yorumluyorum.

Bugün kullanılan tüm yaygın Ayanamsa’larda (=Tropikal ve Sideral Zodyaklarda derece farkını gösteren çeşitli anahtarlar) Galaktik Merkez, 0 drc Akrep ile 0 drc Kova arasındaki Altın Oran’ın direkt yakınında bulunuyor. Böyle bir tanımlama da GM pozisyonunu 4 drc 22 dk 37 sn Yay yapmaktadır. (Akrep ile Kova arasındaki 90 drc / 1,61803 = 34 drc 22 dk 36.9876 sn ve bunu da 0 drc Akrep’e ekliyoruz). Bu rakamın başka bir özelliği daha var çünkü bir burcun rakamsal miktarı olan 30 drc ile de altın simetridedir: 4 drc 22 dk 37 sn * Phi üzeri 4 = 30 drc 00 dk. [37]

R.G.Brand’ın oluşturduğu Galaktik Ayanamsa işte bu şekilde ve bununla Raman Ayanamsa ile de arasında sadece 0 drc 3 dk’lık bir fark var. Galaktik Ayanamsa değeri aynı zamanda Bâbil Sideral Zodyakı’na da yalnızca birkaç drc’lik fark mesafesindedir.

 

SONUÇLAR – ÖNEMLİ NOKTALAR                                                          26.08.2017, 11:52:28, İzmir

1) Elimizdeki en eski horoskoplar Bâbil Astrolojisi’ne aittir ve Sideral Zodyak’a göre hesaplanmıştır. Buna göre MÖ en geç 450’li yıllarda takımyıldızlar 30’ar drc’lik 12 eşit kesite ayrılmıştır ve sistem olarak da Tüm Burç’u görmekteyiz. Tarihsel gelişim, henüz ayrışmadan önceki astrolojinin bu olduğunu aktarıyor, en azından kronolojik olarak. Galaktik Astroloji de, Galaktik Merkez ve Altın Oran’la oluşturulmuş bir Sideral Zodyak Astrolojisidir.

Peki neden Tüm Burç (TB)? Bunun kadrantlı ev sistemlerinden farkı sınırların kesin ve net hatlarıyla belirlenmiş olmasıdır ve tabii ki böyle olacaktı, çünkü daha üst bir evrenle alâkalı sabit öğelerden bahsediyoruz. Yukarı dünyada bizim dünyamıza ait çeşitlilik yok. Determinizm sabitlikle ilgili olduğuna göre sınırların da belli olduğu bir ayrımlama anlamına gelen TB kullanımı hiç de şaşırtıcı değildir.

Buna karşın kadrantlı ev sistemleri ise “daha iyi görebilmekle” ilgilidir. Ben bugün TB kullanımında olanların yolunun yarın Sideral Astroloji’de sonlanacağını varsayıyorum çünkü bu sistem de 5 temel asalet gibi aslen sideral zamanlara aittir.

2) Bugün Klasik Astroloji’de kullandığımız en azından 5 temel asaletin (Yücelimler => Bâbil, Dekanlar ve Mısır Sınırları => Mısır,  Üçlemeler => Bâbil ve muhtemelen burç yöneticilikleri de öyle) ortaya çıkması Antik Dünya’dan çok öncesine dayanmaktadır, yani hepsi takımyıldızlarla oluşturulan sideral astrolojik bir örgüye aittir. Bu durumda Asaletler Öğretisi ile bazı Hellen ve erken dönem Ortaçağ Pers astrologların kullandıkları teknikler de, kendilerinden çok daha eski dönemlerin, Bâbil, Sumer ve Mısır döneminin astrolojisinden kurtarılan ve bize aktarılanlardır. Dolayısıyla asaletlerin gerçek uygulanma yeri, Tropikal Zodyak’ta da pek tabii ki kullanım bulmasına rağmen, aslen sideral örgü içerisinde olmalıdır. (Rafael Gil Brand). Benzer bir aktarıma İbn Ezra’da da rastlıyoruz. [38]

Asaletlerin, Tüm Burç sisteminin ve görünür gezegenlerin kullanımının tek veya en önemli amacı determinasyondur, (yani kişinin kendi hayatında tekrarlayan, sabit olaylarını görme uğraşısıdır ve burada “ama”lar, “fakat”lar yoktur veya çok daha azdır), çünkü insan sadece olaylarını birkaç kere aynı veya benzer şekilde yaşadığında “ben buyum” diyebilir ve bir insan “ben buyum” diyemediği zaman da kendini tanıma zor veya en iyi ihtimâlle daha dolaylı yollardan görülür. Eğer bu tespit yapılamıyorsa ne kendinize tam olarak bakabilirsiniz ne de gerçek varlığınızı tanımlayabilirsiniz. Değişim ise ancak bu noktadan sonra başlar.

Asaletler pek tabii ki kadrantlı ev sistemlerinde ve Tropikal Zodyak’la çıkarılan haritalarda da kullanılabilir, nitekim ben de aynı şeyi yaptım. Fakat böyle bir kullanımı Sideral Zodyak’ta yaparsanız, daha büyük, daha doğru bir netlik yakalayacağınızı farkedersiniz.

3) Tropikal Zodyak’ın astroloji tarihinde etable edilmesinde mantık ve bilim insanlarının öncülüğü vardır: Euktemon ve Meton, Hipparchos, Ptolemaios. Euktemon ile Meton ve Hipparchos astronom (ve muhtemelen astrolog), Ptolemaios astrolog ve astronomdur. Ne var ki mantık, matematik ve bilim her zaman perde ardındaki gerçeği algılamaya yetmez. Bunlar araçlardır gerçi, ama tüm bir hakikati tek başına bu araçların üzerine kuramayız. Bir bilgi, eğer sadece içinde bilgelik varsa daha net sonuçlar verebilir, dolayısıyla senteze gitmek zorundayız.

4) Sideral Zodyak kullanan Vedik Astroloji yereldir, çünkü içinde bulunduğu kültürün yapısıyla örülmeye mecburdur ve bu durum, bu tür bir astroloji evrenselliğe veya haritanın sabit, değişmez öğelerinin okunmasına daha fazla yaklaşsa dahi böyledir. Aynı şekilde, Tropikal Zodyak kullanan Batı Astrolojisi de yereldir, çünkü bir kültüre, Batı kültürüne aittir, Güneş Astrolojisi’dir çünkü Güneş’e bağlı olup mevsimseldir ve görünen yanlarımıza (çünkü Güneş) ilişkin bilgiler verir. Dahil olduğu alan Güneş Sistemi’dir. Buna göre örneğin Dünya’da çeşitlilik vardır, kader olduğu kadar özgür irade de mevcuttur, doğumdan ölüme ve ölümden tekrar doğuma kadar hep bir hareket içindedir vs. Benzer bir durumu Bâbil Zodyakı için de geçerli görmeliyiz çünkü o da bir kültürün veya biraraya gelmiş birkaç kültürün ürünüdür. Ben ise burada daha evrensel bir Zodyak’tan konuşuyorum; diğer Zodyaklarla görülenler Galaktik Zodyak’la anlaşılan daha içsel, daha derindeki determine, sabit, değişmez öğelerin, dünyevî bir çeşitlilikle bizlere sunulmuş hâlidir. Galaktik Zodyak, sembolik anlamda Ay Astrolojisi’dir çünkü görünmez, daha dipte, daha kadersel, daha determine yasaları gösterir. İlk bakışta anlaşılmayabilir ve Güneş’in de kendisine tabî olduğu bir üst evren olan Samanyolu Galaksisi’ne aittir. Bütün bir mevzuyu Güneş’e bağlı Güneş Sistemi’nden çıkarıp da daha üst bir denklemde yer alan Galaktik Evren tabanına yükselttiğimizde tüm maskelerin, kültürel, sosyal, ekonomik vs. diktelerin yansımalarını yırtmış oluyoruz. Milyonlarca başka galaksi de olduğuna göre, eğer bir gün birçok galakside yaşamın varlığı kanıtlanacak olursa, onlar da böyle bir tabana dayanan astrolojiler yaratmış olacaklar ki bu da galaktik çeşitlilik anlamına geliyor. Ayrıca, yerel olan dışındaki evrensel bir bakış, bizi subjektif yargılardan da (en azından kısmen) çıkaracaktır.

Görünen o ki Eskiler bu söylenenleri Eter’le anlamaya çalıştılar; 5. element olan ve bu Giriş’e de adını veren Eter (Lat. Quinta Essentia), eski üstâdlara göre bizi dünyevî olanın bir üstüne çıkarıyor, ona bir anlam veriyordu ama aynı zamanda saf, kendiliğinden ve bozulmamış gerçeklik de demekti. Bu görüş (=5. varlık, 5. element) bilindiği kadarıyla Pythagorasçıların öğretilerinden gelir ve daha sonra da Aristoteles tarafından 5. element, aynı zamanda da Yun. Aither olarak adlandırılmıştır. Eter tüm bir fizikî varoluşun kök enerjisidir ve 4 elementin, yani fizik dünyanın tümü Eter’den doğar; 4 element değişkendir ve birbirine dönüşebilir (Aristoteles). Bu anlamda Eter gerçi görünmeyen fakat her varlığın içinde olan bir enerjidir. (Bir dip not olarak, enteresan bir şekilde burada da pentagramda gördüğümüz 5 rakamına (=5. element) ulaşıyoruz). Dolayısıyla tüm bir Tropikal Zodyak’la anlaşılan her şey de (çünkü mevsimsel olduğu için tamamıyla görünen dünyanın tüm kaotik kurallarıyla ilgilidir) 4 element dünyasına aitken, yani elemental doğadan iken, yıldızıl olan ve daha üst bir evreni betimleyen Sideral Galaktik Zodyak daha eteral doğadandır. Bir başka ifadeyle, değişimlerle daha az ilgili olan, daha determine ana enerji sideral, bu enerjiye türlü çeşitlilik vererek ana enerjinin ortaya çıkmasını ve devamını sağlayan enerji de tropikal karakterdedir. Eter değişmez ve sonsuzdur, kütlesizdir, zamansızdır, temel çekirdektir, Ay kubbesinin dışında bulunur, aynı zamanda tedavi edici ve şifa vericidir de, aslında evrensel şifadır. Bizi hayatın anlamını aramaya, kendimizi bulmaya ve olayların daha derin anlamlarını farketmeye, görüntü ardındakilerine bakmaya iter ve yalnızca rasyonel çıkarımlarla anlamamızın güç olduğu daha yüksek bir düzenin parçası olduğumuzu gösterir. [39] Pek tabii ki bu “daha yüksek düzen”le ille de tanrısal kuvvetlerden bahsetmiyorum; daha evvel de söylediğim gibi pekâlâ kendisine çeşitli programlar yüklenmiş organik makineler de olabiliriz, kim bunu nereden bilebilir ki? Ama ne olursa olsun sonuç pek değişmiyor.

Şu noktayı ısrarla belirtmek zorundayım: Bu satırlarda sık sık karşılaştığınız kader, determine veya tekrar eden olaylar, düzen, yasa gibi kullandığım birtakım ifadeler, bir anlamda birbiriyle eş veya benzer modeller, yani fraktallerdir ve hiç kimse, ben de dahil bunlara ilâhî bir anlam yüklemek zorunda değil. Bunlar, yani fraktaller, yani düzeniniz sadece kendinizde değil örneğin kök ailenizde de görülebilir. Mesela “anneannemin annesi Alzheimer hastasıydı, anneannem de öyle ve annem de aynı yolda olabilir, dedem KOAH hastasıydı, babamda da benzer bir durum var vs.” diyebilirsiniz; bunlar bir dizgidir ve bu model tekrar bir ayrışma noktası gelene kadar (= Tipping Point) yaklaşık olarak benzer bir şekilde kendisini tekrar edecek ve yaşamlardaki bazı konuların gidişatı birbirine çok benzer akacaktır. Hayatınıza bakın, siz de bu türden birden fazla örnek görebilirsiniz. Şöyle veya böyle, hiç farketmez, ancak bu modeller mevcut. Veya aynı şekilde, hiç kimsenin ölüm veya doğumumuzda bizim fikrimizi aldığını sanmıyorum. [40] Dolayısıyla buradaki ifadelerden kasıt, aslında bir nevî ya tanrısal bir rehberliği izlediğimizi ya da belirli birtakım yasalara tabî olduğumuzu kabul etmektir. Gerçekte Altın Oran da tam böyle bir şey.

5) Tropikal Zodyak (=TZ) ve Sideral Zodyak (=SZ) ile neleri görüyoruz? Aslında Ptolemaios, kendisinin yaklaşık 2000 yıl evvel (muhtemelen) öncülüğünü yaptığı TZ ile neye ulaşabileceğimizi Tetrabiblos’ta bence SZ’yi de hesaba katarak inanılmaz bir isabetle tanımlamıştı:

“Öte yandan, her bir insanın karşılaşacağı olayların tümünün değiştirilemez, tanrısal kararlardan kaynaklanan göksel sebeplerin bir sonucu olduğunu ve başka hiçbir nedenin mevzu bahis olmadığını düşünmememiz gerekir. Bu kabul edilebilir değildir çünkü göklerin her bir hareketi gerçi değişmez, tanrısal ve ebedî kanunlara tabidir [(ancak buna karşılık dünyevî yaşam, ona doğal ve değişebilir bir yazgı aracılığıyla çeşitlilik verir);  fizikî yaşamdaki bu düzen, kaynağını göklerden alır ve yaşamın akışına uygun olarak herhangi bir olay şeklinde vuku bulur].  [32/W]. [41]

Kalın işaretlenmiş ibare çok önemlidir; bununla Ptolemaios, aslında doğrudan şunu kastetmişti: Tüm bilgi ve yaşam direkt göklerden gelir ve dünyevî hayat da bunu, o anki hâkim kültürel yapıya göre çeşitlilik (=hareketlilik, devamsızlık, doğal ve değişebilir bir yazgı vs.) vererek açar. Bu alıntıda daha derin tanrısal ve ebedî kanunlara tabî olanlar SZ, bunların yaşamın akışına uygun çeşitlilikler göstererek ortaya çıkışı da TZ’dir. Örneğin hep kendisine inanılan bir yaratıcıdan bahsetttiğimizde en dipte yatan ana bir enerjiyi kastediyoruz ve bu SZ’dir, fakat bunun çağlar boyunca değişen isimleri (Zeus, Tanrı, Yehova vs.) kastedilen bu çeşitliliktir (TZ).

Burada ne ile konuştuğumuzla ilgili olarak prezesyon da iyi bir örnek sunabilir. Prezesyon gerçi fiziksel bir harekettir, fakat onu sembolik anlamda şöyle de yorumlayabiliriz: Bilindiği üzere İlkbahar Noktası 72 yılda bir yaklaşık 1 drc kadar Sideral Burçlar Kuşağı’nda geri hareket yapmaktadır. Yani en arkada saatin kendisi var (SZ) ve o saatin bir de akrebi veya yelkovanı, yani göstergesi var (TZ, prezesyonel kayma hareketi). Burada aynen Ptolemaios’un ifade ettiği durum mevzu bahis: Daha sabit bir öğeye (SZ) göre olan farklılık, çeşitlilik, hareketlilik, değişkenlik (TZ). Bugünkü görüntü mesela Balıkların Kova, Koçların Balık, Yayların Akrep vs. şeklinde kaliteler taşıdıklarıdır. Yani bugünkü maske Kova’ların (SZ) Balık (TZ) görünmesi, yarın Koç görünmesi olacak ve bu böyle devam edecek. En alttaki Kova kalitesi, bugün Balık, yarın Koç, ondan sonra Boğa yüzüyle maskelenecek. Dolayısıyla temelde daha net ve determine bir enerjimiz var, ama yüzyıllar geçtikçe maskeleri bir diğeriyle değiştiriyoruz. Devam eden yıllarda insanların ve olayların gerçek doğaları ile görüntüleri arasındaki fark gittikçe açılacak ve biz kişi ve olayları çok daha zor yoldan tanıyor olacağız. (Aslında 2 Zodyak arasındaki fark 30 drc olduğunda içerde nasıl olduğumuzla dışarı ne yansıttığımız birbirine yaklaşmaya; 60 drc olduğunda birbirine en azından akraba olmaya çalışacak; 90 drc olduğunda ise gerçek doğa ve yansıyan arasında eşleşme ancak zorlukla sağlanacak ve insanları ve olayları anlamamız güçleşecek).

Dolayısıyla prezesyon sadece fiziksel bir hareket değil; kendisinden böyle anlamsal bir çıkarımda da bulunabiliriz. Böylece düzensizmiş, hareketliymiş gibi görünen bir yapıda (TZ) aslında düzeni buluyoruz (SZ). TZ, SZ’de görülen daha determine mevzuların hangi maskelerle, hangi aktörlerle ortaya çıktığını gösterir. Daha doğrusu bir yorumu da böyledir.

Bu durumda şu anlamlar da ortaya çıkıyor: TZ bir algı; ana gerçekliğin dışarıya bir görüntüyle, bir dış algıyla yansımış hâli. Bu bazen temennîlerimiz de oluyor, duygularımız da ve bazen gerçeklik de. Bizim kendimizi ve kolektifi, kolektifin bizi algılayış şekli, birbirimizi algılayış şeklimiz, aynı zamanda da kabuğumuz. SZ ise içimizdeki determine dünya. Yani TZ kolektife yansımalar, kolektif tarafından algılanan, bir başkasında hepimizce ortak olarak görülen genel, görünür yüz. Fakat bu zaman zaman ciddi şekilde yanıltıcı olabilir.

Bunlarla ne anlatmak istediğimi şu şekilde örneklendirebilirim; mesela her iki versiyona göre TC haritalarına bakalım: Yukarıda soldaki Tropikal, burada sağdaki ise Sideral Galaktik Zodyak’a göre çıkarıldı; ilki Alcabitius, ikincisi TB ev sistemiyledir.

TC TROPİKAL

İlk haritada Yükselen Yengeç; yani korumacı, anaç, aileyle, vatanla ilgili (hatta vatan-millet-Sakarya üçlememiz vardır), mesela başkentimiz ülkenin en korunaklı olan orta noktası Ankara’da vs. vs. İşte bu herkesçe görülen, tecrübe edilen, algılanan bir gerçeklik, bir yansıma, ortak ve kolektif bir algı. Dolayısıyla burada bir hata yok ancak bu bir yüz, bir maske, Güneş’e bağlı mevsimsel astrolojiyi temel aldığı için de görünen yüz. Nedendir bilmiyorum ama temel, ana, esas bir enerji bize hep birtakım yüzlerle geliyor ve bu yüzler de çağların tabiatlarına göre değişim gösteriyor. Kozmik bir şaka muhtemelen…

Buna karşın Sideral Galaktik Zodyak’la çıkarılan haritada ise I. evde Ay İkizler pozisyonu var.

TC SİDERAL

Bu, bizim “iç gerçeklikte”, “görüntüler ardında” sürekli hareket hâlinde, değişken, yüzeysel ve her türlü informasyonun havada uçuştuğu, değişmeyen hiçbir şeyin kalmadığı, stabil olmanın çok güç olduğu bir ülke pozisyonunda olduğumuzu gösteriyor.

Amerika Birleşik Devletleri’ne bakalım:

İlk haritaya göre ASC Yay ve bu durumda ABD, Dünya’nın Zeus’u, herkesin ve her şeyin yöneticisidir. İkinci haritada ise Akrep Yükseleni’ni ve dispozitörü Mars İkizler VIII. ev pozisyonunu görüyoruz. Buna göre ilk harita hepimiz için ortak bir görünüş, ortak bir algıyken ikinci harita bunun ardındakilerdir, temel enerjidir.

ABD TROPİKAL

ABD SİDERAL6) Evrensel, göksel bir enerji, belki de Eter (SZ), Dünya’ya değişken bir enerjiyle (TZ) geliyor ve bu her zaman o dünyanın, o insanın yapısına, kültürüne, yaşam şekline vs. uygun olarak gerçekleşiyor. Biz de bu değişken enerjiden daha sabit bir öğeyle ilgili net sonuçlara ulaşabilmeye çalışıyoruz. TZ’de bunun için sürekli yeni teknikler geliştirdik durduk. Bu neden oldu? Neden birçok teknik bulundu ve neden hâlâ da bulunmaya devam ediyor? Ortaçağ Pers astrologları neden neredeyse tamamen başaksal bir şekilde asaletleri matematize edip puan verdiler? Neden minör açılar eklendi, Kova burcunun anlamında değişimler oldu, modern gezegenlerin kendilerine yöneticilikler verilerek yeni bir yöneticilikler listesi oluşturuldu? Neden kadrantlı ev sistemlerinin uygulandığı Klasik Astroloji’yle determine sonuçlar doğuran birtakım ilkeleri konuşlandırabilmemiz önünde büyük zorluklarla karşılaştık? Öyle oldu, çünkü sadece bu sebepten Ortaçağ Pers astrologları hep teknikler arayıp durdular; mesela kadrantlı ev sistemlerinde görülen “ev dispozitörlüğü” bu dönemin ürünüdür ve bu, hiçbir klasik bakışa uygun değildir. Neden açısal bağlantılar bozuldu, neden burçsal uzaklıktan vazgeçerek açıları element dışına da taşıdık? Neden orb denen bir kavram oluşturduk? Neden mesela Uranian Astroloji doğdu? Haritayı asteroitlerle doldurup kapkaranlık yapmak için mi? Eğer böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Neden astrolojik bir öngörüye destek olabilecek yardımcı araçları daha da arttırdık ve arttırmaya devam ediyoruz? 1970’lerde bir kısım Alman astrolog evlerden vazgeçti. Neden? Çünkü onlara göre tam bir belirleme yakalayamıyorduk. Haksız sayılmazlardı aslında çünkü böyle bir astroloji “birçok olasılığa” zemin hazırlıyordu.

Biraz spekülatif olacağını biliyorum ancak Modern Astroloji belki bir noktada hiç de hatalı değildir; bu astroloji çeşitliliğin bir ürünüdür ve “daha iyi görmek” adına birtakım değişikliklere gitmiştir, mesela “Lilith kullanılmaz, buna gerek yok, 72 drc’lik açıya girmek mânâsızdır, Uranüs, Neptün, Pluto gereksizdir, asteroit kullanımıyla harita kapkaranlık oluyor” vs. şeklinde değerlendirmelerde bulunulmamalıydı çünkü bunların tümü, evrensel, somut ve belirli bir enerjinin fizik dünyaya nasıl yansıyacağıyla ilgili belirteçlerdi ve hepsi de öncülerimiz tarafından geliştirildi. Modern Tropikal Astroloji de bir gerekliliğin sonucu olarak doğdu; daha iyi görme gerekliliği. İlâveten bu sadece son dönem Modern Astroloji için geçerli değildir; gelişim, Ortaçağ Pers Astrolojisi’yle birlikte (aslında yaklaşık olarak MS 5. yy’dan itibaren, kadrantlı ev sistemlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte) başladı ve o andan itibaren de yavaş yavaş sideral evreni terkettik. Bu durum, aslında bir anlamda Ay’a bağlı enerjiyi kullanan anaerkil toplumdan (Sideral Evren) Güneş’e bağlı enerjiyi kullanan erkek egemen topluma geçişle de (Tropikal Evren) sembolik olarak aynıdır. Bu andan itibaren bir şeylerin gerçi görünmez ama bir o kadar doğru temellerini de terkettik, çünkü artık aydınlıkta gördüklerimizle ilgilenir olduk. Sonuçta paradigmalarımız değişti çünkü doğaya daha fazla hakim olmaya başladıkça kontrol edilebilirlik ve değiştirilebilirliğe ilişkin algılarımız, özellikle geçmiş Ay dönemi baz alındığında, farklılaştı ve evrendeki yerimizi daha farklı konumlamaya başladık. Ve böylece daha değişik bir astroloji de start almış oldu.

TZ’de sürekli teknikler üretmenin tek bir amacı vardı: Kes(k)inlik elde etmek, daha iyi görebilmek, daha net hâkim olmak, daha doğruya ulaşmak, giz ve sır perdesini aralayabilmek. Görüşümüzü düzeltmek için alıcılarımızın ayarlarıyla oynuyoruz, pek tabii ki haklı olarak. TZ bir Güneş Zodyakı olduğu için mantıkla da ilgilidir ve mantığın ardında ne olabileceğine bakabilmek için de araştırma yapmak, teknikler üretmek zorundayız; birçok iç açma tekniği bu yüzdendir. Görünüş icabı da olsa (TZ), bilemeyiz, hayatın kendisinde kader de vardır özgür irade de. (İki dondurma arasından yemek istediğim birisini gösterdiğimde, özgür veya değil, doğru veya yanlış, görüntü veya gerçek, sonuçta ortaya bir irade koymuş oluyorum. Böylece kader denilen şey de doğrudan seçimlere bağlı oluyor). Hep bir çeşitlilik, hep bir akış hâlindeyiz. Ve bunlara kadrantlı ev sistemleri uygunluk göstermektedir çünkü bu ev sistemleri yerel, dünyevî bir astrolojiye uygundur ve çünkü kadrantlı ev sistemleri Dünya’nın coğrafî bilgilerinden faydalanılarak oluşturulur.

Öte yandan ama, SZ’de çok büyük gelişmeler olmadı ve tradisyon en azından yaklaşık olarak korundu. Bunun temel nedeni eldeki materyalin üç aşağı beş yukarı yetmesidir, çünkü genel kurallarıyla zaten oluşturulmuştur. Ve kendisine asalet uygulanan veya en azından uygulanması gereken astroloji budur çünkü asaletlerin tek amacı determinasyona gidebilmektir. Burada en saf, en net ve en dip hâlinizle kendinizi ve olaylarınızı bulacağınızı düşünüyorum.

7) Bu madde ise Vedik astrolog arkadaşlarıma: Ben Vedik Astroloji’yi bilmem fakat takip ettiğimiz kadarıyla, pek tabii ki her Vedik astrolog kendi anahtarına sahipse de, Ayanamsa problemi olabiliyor ve bu noktada cevaplanmamış sorular doğabiliyor. Prezesyonel kaymanın kaç derece olduğunun hesaplanmasında güçlükler çekiliyor, bunun içinse çeşitli anahtarlar var. Ama aslında böyle bir astroloji bu konuda da rahatlık sunabilir, çünkü Galaktik Merkez de kesinlikle TZ’deki 0 drc Koç noktası kadar sabit sayılabilecek bir noktadır. Birkaç denemeden sonra güvenle kullanabileceğinizi düşünüyorum. Üstelik Sideral Zodyak kullanan camiada da bildiğim kadarıyla uzunca bir süreden beri, belki bu tanıttığım değil ama, bazı Galaktik Merkez temelli Ayanamsa çeşitleri mevcut, yani yeni bir şey hiç değil ve gittikçe de buna ilişkin bir bilinç oluşuyor.

8) Böyle bir horoskop ne işe yarar? Bizi çevreleyen kimliğimizden sıyrılıp da daha derin bir öz-düzene bakmak kolay bir mesele değil. O yüzden bu horoskopa ilk baktığımızda en çok bu kaynaklı bir sıkıntıya düşüyor olacağız. Ama şu veya bu şekilde, en çok, yaşanılan olaylar konusunda net bir görüşe sahip olacaksınız ve bunun için çoğu zaman direkt bir okuma yeterli olacak, iç açma teknikleriyle de daha fazla ayrıntı elde ediyor olacaksınız. Yani bu horoskopta görecekleriniz tamamıyla klasik astrolojik öğeleri kullandığı için hayatımızdaki somut olaylardır; o yüzden Galaktik Astroloji’de sadece spiritüel veya psikolojik astrolojik öğeler bulunduğunu sanmamak gerekir. Bunlar vardır, ancak her astrolojide olduğu kadar. Nitekim düzensizliğin ardındaki düzen diyoruz ve bunun için de determine olaylar zincirine ihtiyaç var. Çeşitli şekillerde kurduğum “büyük bir evrenin parçasıyız”, “bir dimensiyondan başka bir dimensiyona geçiyoruz” vs. gibi daha anlamsal içerikli cümleler böyle bir horoskopun olası sonuçlarıdır, ama böyle olmak zorunda da değildir. Bu daha çok bir insanın nasıl yönleneceğiyle ilgilidir. Galaktik Astroloji bu şekliyle tam olarak satürnyendir ve sonra da bunun ardına geçil(ebi)ir veya geçil(e)mez. Ama şu, gerçeğe çok yakındır: Eğer bir astroloji özellikle GM’ye ve AO’ya kuruluysa, o takdirde kişiler daha fazla farkındalıklı yaşayacak, her türlü “işaret”e, içinde dönüp durduğu düzene daha fazla açık olacaktır. Ve daha da önemlisi Galaktik Astroloji, zaten bilinen klasik astrolojik kuralların aynısıdır; Dispozitör vardır, Karşılıklı Ağırlama mevcuttur vs. Dolayısıyla böyle bir astrolojiyle “siyah noktalarımızı”, değişmeyen veya birkaç kere aynı şekilde yaşadığımız olayları, kadervarî gibi yansıyan mevzuları görüyor ve normal algının, herkesçe görülenlerin ardına sarkıyor, ötesine bakıyoruz.

9) Şimdi garip gelmesin ama, şu ana kadar yazdıklarımı onaylamasanız dahi aslında bunların hiçbir önemi yok, çünkü ben bambaşka bir şeyden bahsediyorum: Şu an gelinen noktada Tropikal ve Sideral Zodyaklar var. Tropikal Zodyak mevsimsel olduğu için ondan “Dünya’ya ait” veya “yersel, yerel” şeklinde bahsedebiliriz. Buna karşın Güneş’i değil, yani yerelliği değil evrenselliği taban alan bir astroloji de var çünkü GM’ye göre oluşturuluyor. Yani elde olanlar 1) Güneş’in evreni olan Güneş Sistemi, 2) Onun da ait olduğu evren olan Samanyolu Galaksisi. Bu galaksinin orta noktasında Galaktik Merkez (GM) var.

İşin şu noktasını hiç es geçmemek lâzım: Diyelim ki İbn Ezra “2 bakış vardır; birisi Eskiler’in ve Hintlilerinki, diğeri de Ptolemaios’unkidir” demedi, (olur ya, mesela bir baskı hatası oldu), diyelim Bâbil kaynaklı horoskoplar Sideral Zodyak’a göre çıkarılmamıştır (olur ya, astroloji tarihinin en büyük yanılgılarından birisinin içindeyiz) vs. Yine de takımyıldızları, hem de Galaktik Merkez ve Altın Oran gibi faktörleri kullanarak en derindeki gerçekliklerimizi görmek için eşit 12 parçaya bölmek mükemmel bir fikir olurdu. (Bu arada Burçlar Kuşağı’nın neden 13’e, 14’e vs. bölünmediğinin ardındaki sebeplerden birisi de, 360’ın 12’ye küsüratsız bölünüp düzenin görülmek istenmesidir).

10) Her şeyden önce bu Zodyak bize düzeni anlatıyor; bu, evrensel birlik ve bütünlüğün yasası, o yüzden determine birtakım kurallarla örülü. TZ ile gördüğümüz çeşitlilik, özgür irade gibi kavramlar burada daha keskin çizgilerle sınırlanmış durumda. Bu ifade kader gibi anlaşılabilir ama ben öyle anlamıyorum, ne anladığımı açıklamıştım. Bundan daha çok kişinin yasaları ve geri planda, maskelerin ardında neler döndüğünü anlatıyor. Öz, dip ve derin gerçekliklerin dünyası Galaktik Astroloji. En arkada bir düzenin olması, onun değişime kapalı olduğu anlamına gelmiyor. Bir şey yalnızca “ilâhî” ise, “değiştirilemeyecek üzere çoktan konuşulmuş” ise böyle bir “değişime kapalılık”tan bahsedilebilir.

11) Bir şeylerin görüntüsünü değil, sadece altta yatan temel motivasyonlarını, gerçekliklerini bilirsek iyileşebiliriz. Görüntü yanlış değildir, ama eksiktir. Peki bu görüntüler bize ait değil mi sonuçta? Tabii ki öyle, çünkü bunu zaten hepimiz algılıyoruz, ancak bununla alt katmanlara ulaşma zorluğu çekiyoruz. “Olmuyor” demiyorum, “zorluk çekiyoruz” diyorum. Tropikal Zodyak aracılığıyla gördüklerimiz bazen kişinin psikolojisi, ama bazen de hakikaten yaşanılan olaylardır. Bunu görmek belki çok kolay olmayacak, nitekim alışkanlıklar da var fakat görebilenler için, kendisini, başkalarını ve olayları daha iyi tanımak isteyenler için gerçekten de altın bir fırsat sunabilir. Mesela gerçek anlamda bildiğinizde, yaşantınızdan uzaklaştırmanız veya hayatınıza sokmanız gereken insanları tanıyabilirsiniz. Herkesin ve her şeyin içyüzü ve dışyüzü (daha net) ortada oluyor.

Bizler algıladıklarımıza üzülüyoruz, algıladıklarımıza seviniyoruz, karşımızdaki insanların gerçek varlıklarını tanımıyoruz ve bu da bizi, değerlendirmelerimizde subjektif yargılara bağımlı kılıyor. Burada sunulan şey ise size, subjektif yargılarınızın dışında karşınızdaki kişilerin, olayların gerçekte kim ve nasıl olduklarını anlatacak.

Bütün sıkıntılarımız, insanların ve karşılaştığımız olayların yansımalarını, dış yüzlerini aşamadığımız için oluyor. Bu nedenle, inkâr veya çeşitli haklı veya haksız sebeplerden kaynaklanması yüzünden böyle bir şeyi kabul edemeyecek dahi olsak, sırf insanların görünür yüzlerinin ardlarına bakmak adına bile böyle bir astroloji değerlidir.

Herkesin kendi düzenini ve yasasını gerçekleştirmesi bir haktır ama bu, görünen o ki yüklü bir sorumluluk gerektiriyor. Diğer yola da sapılabilir tabii ki ama bunun da karşılığı çoğunlukla hastalık ve memnuniyetsizlik oluyor. Dolayısıyla mesele kullanılan “doğal otlar” değil, en azından tek başına değil.

12) Unutmadan, böyle bir astrolojiyi tek başına spiritüel mânâda değerlendirmek yanlış olur; sonuçta bu fizik dünyadan bir kopuş anlamına gelmiyor. Tam tersine, ona olan tepkilerimize farklı bir boyut katmayı amaçlıyor. Fizik dünyadan pek tabii ki koparmıyor, çünkü zaten özellikle bu Zodyak’ta olayları en determine hâlleriyle görüyoruz.

Buradaki en önemli husus şu: Hepimizce algılanan dünyanın ötesinde daha belirli gerçeklikler var ve bu yüzden de böyle bir dünyanın ardında öngörü var ve bu, bu Zodyak’la çok daha net ve çok daha az çabalayarak yapılabilir. Bir şeyin sadece aydınlıkta olan, görünür olan kısımlarına bakarak kişi ve olaylar hakkında astrolojik tahmin yapmak çok daha güç olacaktır, özellikle söz konusu olan asalet kullanımıysa.

Bu noktada, gerçi söylemeye gerek yok ama, Tropikal Zodyak’ı pek tabii ki reddetmiyor, bilakis her iki Zodyak’ı da anlamlı bir bütün içinde değerlendirmeye çalışıyorum. Tropikal Zodyak = 4 mevsim = 4 element = fizikî/görünür dünya, yani her yönüyle çeşitliliktir. Sideral Zodyak = Astral (Lat. “astrum”: Yıldız) = Eter = 5. element, yani arka plandaki düzendir.

13) Burada tanıttığım Zodyak, yazdığım gibi Akrep-Kova ekseninde ve hatta 4 sabit burç temelinde oluşturuldu. Bu sabit burçların yaşamın sabit, determine öğelerini içeriyor olması bu anlamda şu ana kadar yazılanlarla zaten eşleşiyor. Fakat bu, kozmik farkındalığa da sebebiyet veriyor çünkü böyle bir farkındalık, yani kim olduğunuz bilinci (Kova), bağlarımız ve bizi tutsak eden şeylerden de (Akrep) bir nevî özgürleşmedir (Kova). Bu iki burç arasındaki tartışmanın asıl nedeni de budur. Kendisini yasalarıyla tanıyan bir insanın, “ben buyum” veya “değilim” farkındalığı olur ve kişinin kendi (görece) determine yasalarını bilmesi de bir nevî gerçek özgürlük sayılabilir çünkü özünde belirli birtakım kalıplara göre davransa da, yani “-miş gibi” yapsa da temelde kim ve ne olduğunu bilmektedir.

14) Bu arada, haritalara bakarken aklınızda bulunsun; orb yok, 5 drc kuralı yok. Bir gezegenin hangi evde olduğu sadece ASC’den değil, Pars Fortunae’den ve Ay’dan da (bunların bulundukları evleri “1” kabul ederek) sayılabiliyor. Şu ana kadar öğrendiğiniz tüm teknikler geçerlidir, onlarda hiçbir farklılaşma olmayacak. Modern gezegenler kullanılabilir. NG (=”Nereden geliyor?” tekniği; gezegenin yönettiği evler) başat önemde. Bir de, Sideral Galaktik Zodyak’a göre çıkarılan haritalarda bazen karakter tahlilinden daha çok olay yorumu ön plana çıkıyor. Mesela X. evi meslek olarak değerlendirdiğinizde bazen mesleği görmezsiniz fakat meslekî değişimlerinizi, ön plana çıkan olaylarınızı görürsünüz. Ayrıca varolanlara sürekli kader vs. şeklinde bakmanızı gerektirecek bir şey yok; bu daha çok düzensizliğin içindeki düzen gibi değerlendirilmeli. En önemli kıstas, “olaylar kendi hâllerinde nasıldırlar?” bakışı yapabilmek. Sadece, bakarken hemen karar vermemeye, biraz daha derin görmeye çalışın.

(Şimdilik) SON SÖZ                                                                                   02.09.2017, 11:59:17, İzmir

Galaktik Zodyak aracılığıyla ve asalet kullanımıyla gördüğümüz karakter ve yaşam özelliklerimiz, bize herhangi bir güç tarafından verilmiş bir görev taksimi midir? Tüm bunların bir amacı var mıdır? Yoksa kendi kendini tanımak maksadıyla açılım göstermiş ve olay ve konulara artık herhangi bir etkide bulun(a)mayan (çünkü mesela Evren olarak, Dünya olarak, beşeriyet olarak vs. açıldı ve hâliyle artık teklik konumunu kaybetti) bir Ana Enerji midir? Tüm bunlar seni kendini olduğun gibi kabul etmeye ve sevmeye götürür mü? Bilemiyorum. Ama bildiğim, sana arka planda seninle ilgili daha farklı bir görüntü sunduğudur. Bir olayın ne tür bir çeşitlilikte, ne tür bir dış yüzle geldiği tropikal, iç enerjisinin veya görünenin ardında olan daha sabit, daha determine yüzünün ne olduğu sideral örgüdür. Mantık (mevsimlere göre oluşturulan Tropikal Zodyak) önemlidir, ama yıldızlardan akan daha derin ve sadece mantıkla açıklanamayan öğelerin (Sideral Zodyak) tümünü kapsayacak kapasitede değildir. Bazen mantığımız karşı çıksa da bazı olayların sonuçlarını bir şekilde “biliriz”.

Ayça Bingöl, “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi” isimli oyunla ilgili yaptığı bir röportajda şu sözleri sarfetmişti: “Oyunun en temel sorusu “gerçek nedir?” üzerine. Ne yaşıyoruz? Ne yansıtıyoruz? Ne kadar dürüstüz insanlara, en önemlisi kendimize? Yoksa yalanlarla dolu bir hayat mı yaşıyoruz? Aslolan gerçeği bilip acı çekmeyi mi istersiniz yoksa bir ilüzyon içinde sürüklenip gitmeyi mi? Oyunu izlerken aklınızdan gelip geçebilir bu sorular”. [42]

Bu alıntıyla herhangi bir şey kastetmeye çalışmıyorum, sonuçta hepimiz çeşitli zamanlarda “-miş gibi” yapacağız ve hatta bunun gayet makûl ve insanî sebepleri dahi olabilir. Ama yine de belki şunu farkedebiliriz: Stoacı anlayışa göre doğa ile uyumlu olmak, gerçekten sana ait olan şeyi tanımlamaktır. Bunun uzun veya kısa vadede öngörülemeyen kötü sonuçları da olabilir, fakat yine de “doğa ile uyumlu olmak” –ki buradaki “doğa”, bir insanın kök enerjisini gösteren yıldız haritasıdır– belki bazılarına tahmin edilenden daha iyi gelecektir. MS 50-130 yılları arasında yaşamış Stoacı filozof Epiktetos “Olaylar ve insanlar, bizim onların olmasını arzu ettiğimiz gibi ya da göründükleri gibi değildirler. Onlar oldukları gibidirler” diyor. [43] Dolayısıyla belki de “ama”sız, “fakat”sız, sadece olduğumuz hâli görmek önemli bir avantaj getirebilir. Benim buradaki mevzum, herkesin bir şekilde kendisiyle de yüzleşmeye başlaması. Eğer yapılmazsa bazılarımız için bunun sonu mutsuzluk olacak.

O hâlde…

Kendini bil… Kendini tanı… Belki başkalarının da kendisini tanımasına yardımcı olabilirsin…

Nasıl görünüyorsak öyle değiliz…

 

ASTROLOJİ PROGRAMLARINDA KULLANIMI

Rafael Gil Brand bir konuşmamızda bana Galaktik Ayanamsa değerini tam olarak verdi, kendisine teşekkür ediyorum. Buna göre Ayanamsa değeri, 1.1.1900 tarihi için 21 drc 04 dk 58 sn’dir, demek ki İlkbahar Noktası Sideral Zodyak’ta 8 drc 55 dk 2 sn Balık’tadır. Yani Tropikal ve Sideral Zodyaklar arasındaki fark bu durumda 21 drc kadardır.                        

Önemli Not: Arkadaşlar, Galaktik Zodyak’ın SVP değerini (8 drc Balık 55 dk 02 sn) SolarFire programında kaydedince, bazı arkadaşların SolarFire’ları çöktü. Birkaç kez deneme de bir işe yaramıyor. O yüzden, haritanızı çıkarttığınız bölümde (Edit => Edit Chart) kısmında, yani haritanızı çıkartıp sağ taraftaki listeye attıktan sonra yin sağ tıklayarak Edit => Edit Chart yapacağınız bölümde, House System’in altında “Zodiac” kısmında “Raman” var, onu kullanın şimdilik. Raman’la GZ arasında sadece 0 drc 3 dk’lık bir fark var. Raman, GZ’den 0 drc 3 dk ileri. Yani gezegeniniz GZ olarak 17 drc 14 dk Balık’taysa, Raman’da 17 drc 17 dk Balık olacak.

SolarFire

Ana sayfada Current Settings => Zodiac => Ayanamsa for Sidereal Charts => SVP 8Pi5502 => OK. Ev sistemi de Whole Signs olmalıdır.

Janus

Ana sayfada Edit => Custom Progression Rate, Direction Rate, Ayanamsa… => Degrees – Minutes – Seconds kısmına 21 04 58 => OK.

Transit, Progress, Solar ARC vs. bakarken, Sideral Zodyak üzerine Tropikal Zodyak değerlerinin gelmemesi gerekir. Bunun için de => Ana sayfa => Settings => Defaults => Initial Chart => Custom Zodiac ve ev sistemini de Whole Signs yapmanız gerekir.

Ardından Ana Sayfa => Calculate => Transits, Progressions, Directions… => Options => Zodiac => Custom Zodiac. Bundan sonra haritayı her “Custom Zodiac”la çıkarttığınızda Galaktik Zodyak’a göre çıkartmış olacaksınız.

Astro.com

Astro.com sitesinin efemerisleri en güncel olanlarıdır. Bu yüzden oradan da bakabilirsiniz. Ayrıca astro.com sitesi, Rafael Gil Brand’ın Zodyakı’nı kabul etmiş ve sitesine eklemiştir. Haritayı çıkarırken “Ev Sistemi” bölümünde “Sidereal Charts”ı ve “Galactic (Gil Brand)” yazanını işaretlerseniz doğru haritaya ulaşmış olacaksınız.

 

Dipnotlar

[1] Resim: https://tr.wikipedia.org/wiki/Galaksi, 16.08.2017

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Galaksi, 16.08.2017

[3] Cudell, Anabela: Das Galaktische Zentrum und seine astrologische Bedeutung, Tübingen, 2009, S. 14-15

[4] Devrim, üst planda buna benzer ama daha başka olduğumuzu, yani bu üst plandaki kimliklerimizi Mayıs 2016’daki bir konuşmamızda bana enteresan bir şekilde aktarmıştı.

[5] Kader Çarkı resmi: https://galeri2.uludagsozluk.com/367/wheel-of-fortune_419843.jpg, 17.08.2017

[6] Devrim Dölen’in yaptığı bir hatırlatma ve Cudell, Anabela: Das Galaktische Zentrum und seine astrologische Bedeutung, Tübingen, 2009, S. 18

[7] https://tr.wikipedia.org/wiki/Olay_ufku, 16.08.2017

[8] https://onedio.com/haber/stephen-hawking-bilim-dunyasini-salladi-kara-delikten-baska-bir-evrene-gecis-mumkun–573470, 17.08.2017

[9] http://www.hurriyet.com.tr/hawking-kara-delik-diye-bir-sey-yok-25651119, 25.08.2017

[10] Resim: https://jenniferpilatesuncensored.files.wordpress.com/2014/12/tarot-world.jpg, 24.08.2017

[11] Pollack, Rachel: Tarot – 78 Stufen der Weisheit, München, 1998, S. 162

[12] a.k., S. 162

[13] Kiraz, Rezan/ Kiraz, Metin: Astrolojik Tarot Sırları, İstanbul, 2009, S. 78 (Kader Çarkı), S. 146 (Dünya)

[14] Cudell, Anabela: Das Galaktische Zentrum und seine astrologische Bedeutung, Tübingen, 2009, S. 16

[15] Son 3 cümle: Cudell, Anabela: Das Galaktische Zentrum und seine astrologische Bedeutung, Tübingen, 2009, S. 22, 26, 27

[16] Banzhaf, Hajo: Das Tarot-Handbuch, München, 1998, S. 161

[17] Bu ve bir önceki cümle için bkz.: Cudell, Anabela: Das Galaktische Zentrum und seine astrologische Bedeutung, Tübingen, 2009, S. 36 ve 39

[18] a.k., S. 42

[19] a.k., S. 66

[20] Hofman, Oscar: Die Fixsterne im Horoskop, Tübingen, 2016, S. 46

[21] http://www.bilimkurgukulubu.com/genel/inceleme/altin-oran-gercekler/, 20.08.2017

[22] http://www.astroturkiye.com/altin-oran-acisi/, 20.08.2017

[23] Bazı kaynaklarda zaman zaman 0, 618’e rastlayabilirsiniz. Altın Oran’da küçük büyüğe oranlandığında büyük olan küçüğün 1.618 katı, büyük küçüğe oranlandığında küçük olan büyüğün 0.618 katıdır.

[24] https://de.wikipedia.org/wiki/Goldener_Schnitt, 22.08.2017

[25] https://tr.wikipedia.org/wiki/Altın_oran, 20.08.2017

[26] https://de.wikipedia.org/wiki/Goldener_Schnitt, 20.08.2017

[27] http://io9.gizmodo.com/5985588/15-uncanny-examples-of-the-golden-ratio-in-nature/all, 20.08.2017

[28] http://www.matematiksel.org/altin-oran-ve-gercekler/, 20.08.2017

[29] Resim: http://www.astroturkiye.com/wp-content/uploads/Untitled-14.jpg, 20.08.2017

Sonraki sayfadaki ikinci resim: https://wiki.astro.com/imwiki/de/Venus_pentagramm2.png, 20.08.2017. Resimdeki pozisyonlar dünyamerkezlidir.

[30] http://www.matematiksel.org/altin-oran-ve-gercekler/, 20.08.2017

[31] http://www.avgoe.de/StarChild/DOCS/STARCH00/questions/question32.html, 20.08.2017

[32] Gil Brand, Rafael: Himmlische Matrix, Tübingen, 2014, S. 130

[33] a.k., S. 131-132

[34] http://www.evrimagaci.org/fotograf/108/7572, 21.08.2017

[35] http://www.astroturkiye.com/altin-oran-acisi/, 25.08.2017

[36] Gil Brand, Rafael: Himmlische Matrix, Tübingen, 2014, S. 126-127

[37] a.k., S. 51

[38] a.k., S. 39

[39] Banzhaf, Hajo: Das Tarot-Handbuch, München, 1998, S. 59

[40] a.k., S. 89

[41] Ptolemaios, Klaudios/ (Çev.) Yılmazer, Devrim: Tetrabiblos I, İzmir, 2014, S. 50-51

[42] http://www.elele.com.tr/unluler/roportajlar/gercekler-acitir-mi, 08.06.2017

[43] Epiktetos/ (Çev.) Erengil, Cengiz: İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar, İstanbul, 2013, S. 12

 

Kaynakça

Online

http://io9.gizmodo.com/ (io9)

http://www.astroturkiye.com/ (Astroloji Türkiye)

http://www.avgoe.de/ (AVG-Amateurastronomische Vereinigung Göttingen e.V.)

http://www.bilimkurgukulubu.com/ (Bilimkurgu Kulübü)

http://www.elele.com.tr/ (Elele)

http://www.evrimagaci.org/ (Evrim Ağacı)

http://www.hurriyet.com.tr/ (Hürriyet Gazetesi)

http://www.matematiksel.org/ (matematiksel.org)

http://www.vigiacosmos.es/ (Vigia Cosmos)

https://galeri2.uludagsozluk.com/ (Uludağ Sözlük)

https://onedio.com/ (Onedio)

https://tr.wikipedia.org/ ve https://de.wikipedia.org/ (Türkçe ve Almanca Wikipedia)

 

Basılı

Banzhaf, Hajo: Das Tarot-Handbuch, München, 1998

Cudell, Anabela: Das Galaktische Zentrum und seine astrologische Bedeutung, Tübingen, 2009

Epiktetos/ (Çev.) Erengil, Cengiz: İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar, İstanbul, 2013

Gil Brand, Rafael: Himmlische Matrix, Tübingen, 2014

Hofman, Oscar: Die Fixsterne im Horoskop, Tübingen, 2016

Kiraz, Rezan/ Kiraz, Metin: Astrolojik Tarot Sırları, İstanbul, 2009

Pollack, Rachel: Tarot – 78 Stufen der Weisheit, München, 1998

Ptolemaios, Klaudios/ (Çev.) Yılmazer, Devrim: Tetrabiblos I, İzmir, 2014

4 Yorumlar

  1. Gezegenler, yıldızlar, galaksiler dahil, herşeyin bir eşzamanlılık ve anlamlılık içinde hareket ettiklerini görüyorum.
    Kimi horoskopa bakar , kimi bulutlara, kimi attığı kemiklere, kimi sarkacın hareketine, kimi rüyalarına…
    Yaptığının ehliyse herbiri aynı şeyi söyleyebilir.

    Bu yüzden; yeterince hakim olunması şartıyla, gökyüzündeki birkaç referansla tüm söylenesi şeylerin söylenebileceğini düşünüyorum.
    Kaotik bir durum yaratan kalabalıklardan iyi bir verim alınması daha zor ve sıkıcı olduğunu görüyorum.

    Sadeliğe, öze, birliğe, güzelliğe götüren bu yazınızı hayli beğendim. Emeğinize sağlık.
    Astrolojinin, insanı yükselten-yücelten-derinleştiren-daha üst sistemleri ve kendini farkettiren en önemli yanını göstermiş olmanız diğer astrolojiyle ilgilenenlere ilham olması dileğimle…

  2. ÇOK BEĞENDİM. HEPİMİZİN HAYATINDA GERÇEKTEN DE SÜREKLİ TEKRAR EDEN OLAYLAR VAR. EN AZINDAN BENİM ÖYLEYDİ. BENİ AYDINLATTIN İZ , TEŞEKKÜRLER BİLGİLENDİRME İÇİN. ÇOK GÜZEL BİR ÇALIŞMAYDI.

  3. Kerem Gurer

    Hocam sideral latince kökenli ve yıldız demek. Tropikal zodyak’ta yani güneşin ekvatordan yükselmesiyle oluşan patikada burçlar oluşur. Sideral zodyakta burç olmaz adı üstünde yıldız olur, sanskritçede zaten ‘ayanamsa’ deniyor bizim sideral zodyak dediğimize. Ayanamsa yıldız düzleminin tropikal zodyakla olan farkı demek. Karıştırılan şey zamanında bu farkın olmadığı ve günümüzde artık bu farkın 23 dereceye kadar çıktığıdır. Burçların öncü , sabit ve değişken olabilmeleri için tropikal zodyakta hareket etmeleri mecburdur. Vedik astrolojide de batıda da klasikte de zodyak tektir, burçlar tropikaldir. Sideral harekette yani yıldızların doğu batı ekseni hareketiyle burçlar oluşmaz, güneşin tropikal ( yani yönelen, dönen ) hareketiyle burçlar oluşur. Ernst Wilhelm, Vic Dicara ve Ryan Kurzcak gibi isimleri tavsiye ederim.

    ( Hocam bir sistemde bir kişi bir haritası olur, ikinci bir harita istiyorsak ikinci bir sisteme ihtiyaç vardır. Ben hem akrep hem başak olamam. Akrep olurum birde yıldız zodyaktan bir yıldız burcum olur. Üstelik vedikte kullanılan Lahiri Ayanamsa bile 4 derece kadar yanlıştır )

    Özür dilerim saygısızlık ettiysem, birde Chris Brennan yeni kitabı var Hellenistic Astrology orda da tarihle ilgili çok güzel bilgiler var )

  4. ÖZGE GÜVELOĞLU KOBYA

    Çok teşekkürler sevgili Devrim Yılmazer

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.