MARCUS TULLIUS CICERO

Spread the love

 

File:M-T-Cicero.jpg

[Doğ. MÖ 3 Ocak 106, Arpinum – öl. MÖ 7 Aralık 43, Formiae], şüpheci filozof, hatip, politikacı ve devlet adamı Marcus Tullius Cicero MÖ 1. yy’da yaşadı. Roma’nın en ünlü konuşmacısı ve antikçağın da en anlamlı yazarlarından birisidir. Astroloji de dahil benzeri konularda en önemli eleştiri ve görüşlerini De Divinatione [=Öngörü Üzerine] isimli eserinde dile getirdi. Cicero’nun zamanı, astrolojinin sadece hızla yayıldığı bir dönemi kapsamaz, bilakis astroloji, kader ve özgür irade konularında canlı tartışmaların yapıldığı bir aralığa da denk gelir. Cicero, bu kitapta sadece söz konusu mevzulara değinmemiş, rüyalar gibi doğrudan inspirasyonla diğer öngörü teknikleri arasında ayırım yapmıştır; buna göre ilki insan ruhunun doğal seyri bünyesinde görülmeliyken ikincisi, insanların batıl inançlarından faydalanmaya yarar. [http://de.wikipedia.org/wiki/Marcus_Tullius_Cicero, 26.03.2013]

MÖ 44 yılında yazılan De Divinatione, özellikle yazılı hiçbir şey bırakmayan Karneades’in konuya ilişkin görüşlerini aktarması ve astroloji karşıtı düşüncelerin yüksek kültür çevrelerinde nasıl görüldüğünü değerlendirmesi açısından önem taşır.

Cicero’nun astroloji karşıtı argümanlarından en önemli altısı aşağıda yazılan görüşlerdir, ancak başkaları da vardır; örneğin Cicero günümüzde de hâlâ tartışılan ünlü İkizler argümanından da bahseder.

Şimdi bu 6 argümana geçebiliriz:

De Divinatione II, 91-92:

“[…] Ama geriye kalan 3 alan sonsuz ve ölçülemezdir ki bunlar Güneş’ten Mars’a, oradan Jüpiter’e, oradan Satürn’e ve oradan da en dışarıda ve Dünya’nın son sınırı olan gökyüzünün kendisine olan alanlardır. 92. O hâlde nasıl olur da, neredeyse sınırsız alanlardan Ay’a veya daha da çok olarak, Dünya’ya tesirler olabilir?” [Cicero, Zwei Bücher von der Weissagung, (Kühner 1868:138)]

Gezegenlerin birbirlerinden sonsuz uzaklıkta olmaları yüzünden insanlara aynı güçte etkide bulunamayacaklarını anlatmak isteyen bu paragraf, fiziksel neden-sonuç ilişkisine dayanan astrolojik açıklama modeline bir eleştiridir. Günümüz astrolojisinde genel olarak eşzamanlılık gibi doğrudan neden-sonuç ilişkisine bağlı olmayan modeller sayesinde bu ilk modelin fazlasıyla eskidiğini söyleyebiliriz. Fakat garip olan şey, Cicero’nun zamanında da gökle yer arasındaki sembolik bağlantıya değinen etkileşim modeli hermetik prensip adıyla biliniyordu; üstelik sadece bu da değil, Stoacı görüşe göre olaylar arasında belirli bir sempati [Yun. sympatheia] ilişkisine dayanan etkileşim vardır; örneğin orta Stoa dönemi filozoflarından Panaitios [MÖ 180-110] sempati ve heimarmene fikirlerinden bahseder. [Vogt, 2004:22] Dolayısıyla Cicero’nun neden özellikle bu argümanı öne çıkardığı çok anlaşılır değildir.

 

De Divinatione II, 92:

“Nasıl yani? Eğer derlerse ki, ki bunu mecburen demek zorundadırlar, oturulan Dünya’da doğan tüm insanlarda ve göklerin ve yıldızların aynı pozisyonlarında doğan tüm insanlarda aynı yazgı görülmek zorundadır; […] çünkü gökyüzünü ortadan eşit biçimde bölen ve bizim görüş açımızı sınırlayan, Yunanlılar tarafından ufuk olarak adlandırılan ve bizim tarafımızdan da çok doğru bir biçimde sınır çemberi (finientes) olarak söylenebilen her çember büyük bir çeşitliliğe sahiptir ve her coğrafyada ayrıdır. Bu yüzden mecburen yıldızların doğuşları ve batışları, aynı zamanda doğan tüm insanlarda aynı olamaz.” [Cicero, Zwei Bücher von der Weissagung, (Kühner 1868:138-139)]

Cicero’nun neden böyle bir argüman öne sürdüğünü bilmiyorum, fakat astrologların ASC ve MC noktalarını hesaplamadıklarından veya dikkate almadıklarından bahsetmektedir. Fakat onun zamanında da horoskop aksları her bir enlem için farklı olacak biçimde zaten hesaplanmak zorundaydı. Örneğin Hypsikles (MÖ 175), –daha çok İskenderiye için olsa da– aslında tüm enlem derecelerine de uyarlanabilen bir hesaplama yöntemi geliştirmişti. [von Stuckrad 2003:95]

 

De Divinatione II, 94:

“94. (Mesela, ç.n) Roma’daki hava durumunun Tusculum’dakinden farklı olması gibi birbirlerine en yakın yerlerde bile sıkça görülen devasa iklimsel devinimler ve çeşitlilikler varken, göklerin en büyük hareketleri ve değişikliklerini, (yani, ç.n) rüzgarları, yağmurları ve genel olarak hava durumunu (doğum anında, ç.n) hesaba katmamak ne büyük bir deliliktir?” [Cicero, Zwei Bücher von der Weissagung, (Kühner 1868:139)]

Cicero burada bu kadar büyük iklimsel farklılıkların neden ikinci plana atıldığını soruyor. Yani birbirlerine çok yakın yerlerde aynı anda doğan insanların haritalarında bu iklimsel çeşitliliklerin haritalara neden etki etmediğine veya bunun astrologlar tarafından neden göz ardı edildiğine değiniyor.

Açıkçası böyle bir eleştiriye ilk kez şahit oluyorum, ama her bir birey belirli bir yerde doğmak zorunda olduğu için doğduğu yerin özelliklerini de zaten alıyor demektir. Örneğin birbirlerine aşırı yakın olmalarına rağmen, Rize’de veya Trabzon’da doğmak arasında, hem coğrafyadan hem kültürel dokudan hem de “iklimden” kaynaklanan farklılıklar vardır. Öte yandan Tetrabiblos’ta Ptolemaios, konuya ilişkin cevaplarını özellikle II. ve III. başlık altında toplamıştır, bu bölümlere de bakabilirsiniz.

De Divinatione II, 96:

“Nasıl yani? Coğrafyaların çeşitliliği de insanların doğumunda bir çeşitliliğe sebep olmazlar mı? Sonuçta Hindistanlılarla Persler, Etiyopyalılarla Suriyeliler arasında ruhta ve vücutta ne tür bir farkın olacağı açıktır; (bunlar arasında, ç.n) çeşitlilik ve farklılık inanılmaz derecede büyüktür.” [Cicero, Zwei Bücher von der Weissagung, (Kühner 1868:141)]

Bu argüman da yukarıdakinin bir devamı niteliğindedir. Ptolemaios Tetrabiblos’ta muhtemelen Cicero’yu cevaplıyor:

“İlâveten doğum yeri de, canlı aynı türden olsa dahi çeşitli farklılıklara sebebiyet verir; örneğin insanları alırsak, göklerin pozisyonu doğum esnasında aynı olsa bile, Dünya´nın çeşitli bölgelerindeki doğumlarda ruhsal ve vücutsal farklılıklar görülecektir. Son olarak, diyelim ki şu ana kadar dediğimiz her noktada bir eşitlik var, buna rağmen en nihayetinde yetiştirilme ve alışkanlıklar, ruhsal ya da ahlakî yapılanmada veya yaşamın akışında rol oynayacaktır.” [24/W]

 

De Divinatione II, 97:

“Şunu da soruyorum: Cannae savaşında düşen herkesin tek yıldızı mı vardı? Sonuçta en azından hepsinin sonları bir ve aynı oldu.” [Cicero, Zwei Bücher von der Weissagung, (Kühner 1868:141)]

Burada Cicero’nun kastettiği, bir savaşta ölen askerlerin tümünün aynı haritaya veya aynı kadere mi sahip olduklarıdır. Fakat Ptolemaios bu soruya cevabını da dile getirmiştir: Kişisel yazgı her zaman genel yazgıya veya olaylara tabidir. Yani bu kişilerin aynı horoskopları olmasa bile, evrensel yazgı kişisel yazgıyı kapsadığından, bu insanlar en küçük veya önemsiz açısal ya da astrolojik herhangi bir etkileşimde dahi ölebilirler çünkü en tepedeki ana çember savaştır, ölümdür.

 

De Divinatione II, 99:

„99. […] Kaldeliler (=astrologlar, ç.n), Sezar’a da söyledikleri gibi, o kadar çok imparatora, sadece yaşlandıklarında, evlerinde ve artık ünlerinin keyfini çıkarırken öleceklerini söylediler ki! Bu yüzden, öngörüleri her gün olayların gerçekliği tarafından çürütülen bu insanlara hâlâ inananların olması bana çok şaşırtıcı geliyor.” [Cicero, Zwei Bücher von der Weissagung, (Kühner 1868:142)]

Burada da öngörüleri çıkmayan astrologlardan bahsediyor ve yanılgıların sebebi Ptolemaios tarafından özellikle II. başlık altında sıralanıyor; mesela özellikle öngörüsel astrolojinin kurallarının, diğer tüm etkileri hesaba katmadan sadece mekanik, yani ruhsuz uygulanıyor olması, tahminlerin çoğunlukla tutmuyor olmasını açıklamaktadır.

Fakat günümüzde daha farklı bakış açıları da geliştirilmiştir; yakın geleceğe dair tahminler, koşul ve şartların pek az değişikliğe uğraması yüzünden biraz daha “belirlenmiş” durumdayken, uzak geleceği kapsayan konularda aynı belirlenmişlikten konuşmak güçtür ki bunun en önemli sebeplerinden birisi, insan yaşamının çoğunlukla kaotik bir yapıya sahip olması yüzündendir. Günümüzde nedenselliğe dayanan ve determinist bir yapıya sahip olan dünya kurgusunun önemli ölçüde sekteye uğradığını biliyoruz.

Bütün bu yazılanlara rağmen Cicero’nun yine de astrolojiyi tümüyle yargıladığı sonucunu çıkaramayız; bir kere herşeyden önce Cicero şüpheci bir felsefî tarz izler, öte yandan astrolojinin daha çok kaderci yanıyla ilgili eleştirilerde bulunur. Onun için kader, determinist bir hakikattir fakat kaderde olayların engellenememezliği herhangi bir rol oynamaz. Bunun yanında, göklerin eksiksizliğine inanır fakat aynı durum dünyasal yaşam için geçerli değildir; “Cicero, göklerde tesadüfîlik, nedensizlik, yanılgı veya güvenilmezlik olmadığını, bilakis sadece düzen, hakikat, açıklık ve süreklilik olduğunu dile getirir. Yanlış ve yanılgısal olan herşey ayaltı dünyasal bölgeye aittir.” [Cicero, De natura deorum II, 56: http://deposit.ddb.de/cgi-bin/dokserv?idn=986001872&dok_var=d1&dok_ext=pdf&filename=986001872.pdf, S.156, 28.05.2009]

Böylece Cicero, kaderin tam bir hakimiyeti olmadığından bahsetmeye çalışır, aksi durumda insana ait her sorumluluk doğal olarak onun elinden alınmış olurdu. Dr. Hubert Korsch’un sözleriyle; “Non refert scelus unde cadit; scelus esse fatendumst” (=”Nereden kaynaklanırsa kaynaklansın farketmez; suç, suç olarak kalır”). [http://www.hermes-astrologie.com/history2.htm, 26.03.2013]

Grafikte Cicero’nun Güneş doğuş haritasını (=GDH) görüyorsunuz. Devlet adamlığı ve politika konusunda Satürn’ün Akrep pozisyonu ile Oğlak burcundaki stelyum gayet belirleyici.

Cicero

Astrolojiye ilişkin görüşlerinde somut dayanaklar arayan, tutucu ve kuşkucu bir yapıdan konuşabiliriz (=Merkür Oğlak ve Jüpiter Terazi, fakat Jüpiter’in yöneticisi de Merkür Oğlak; Satürn Akrep). Rüyalar gibi “doğal yollardan gelen öngörüleri” desteklediğinden, XII. ev yöneticisi Jüpiter’in IX. evde olması dikkat çekici, ama ayrıca Jüpiter’in kendisi zaten rüyalarla ilişkilendirilir (=Jüpiter, Balık’ın da yöneticisi). Cicero’nun göksel düzenden hiçbir zaman kuşku duymamış olduğu yine Akrep Satürn’ü ve Oğlak’taki stelyuma bağlı olarak yorumlanabilir. Astroloji onun için yüksek bir pozisyonda (=Jüpiter IX. evde) olsa da, ona ihtiyatlı ve şüpheci yaklaştığı veya belki de en azından yanlış ellerdeki kullanımından şikayetçi olduğu, Jüpiter’in sahipleri olan Merkür ve Venüs’ün hem Oğlak’ta olmaları hem de Akrep Satürn’üne açısal ilişki içinde bulunmalarıyla açıklanabilir.

Devrim Yılmazer

1 Yorum

  1. Zevkle göz gezdirdim, şimdi kahvemi alıp, Cicero’nun haritasını da print alıp dikkatle okuyacağım, merci herr Yılmazer :)

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.