YILDIZLARLA DÜNYAYI SÜSLEYEN TANRILAR: ÜLGEN, JÜPİTER VE MARDUK

Spread the love

 

kartal-nebulasi

Yılan takımyıldızında bulunan Kartal Bulutsusu. 3 gaz sütunundan oluşur.

En yükseği 4 ışık yılı uzunluktadır. Bu bulutsu bir yıldız fabrikasıdır.

 

Sapiens homo dominatur astris
Bilge insan yıldızların efendisidir.
THOMAS AQUINAS

 

Yıldırımlar tutan ışığın babası Jüpiter farklı kültür ve uygarlıkların söylencelerinde çeşitli adlar ve misyonlarla karşımıza çıkar: Zeus, Mitra, Jupiter, Ahura Mazda, Amon, Ülgen, Marduk, Brihaspati, Tinia, Thor ve diğerleri..

Yunanlıların baş tanrısı Zeus ile özdeş tutulan Jüpiter’in güçleri de tıpkı Zeus gibi,yağmurun yağmasını sağlayan “Jüpiter Elicius”, şimşek ve gök gürültüsü tanrısı “Jüpiter Fulgur”, düşmanları durduran tanrı “Jüpiter Staor ” gibi adlarla anılır. Mısır tanrısı Amon ile de eş tutulmuştur. Türk kozmogonisinde ise Ülgen’i Jüpiter ile özdeşleştirebiliriz.

Hintlilerin “Dyaus’u”, Romalıların “Jüpiter’i” ve Yunanlıların “Zeus’u” ,Cermenlerin “Tyr-zios’u” Etrüsklerin “Tin’i” Gök Tanrı’nın tarih içinde gelişmiş biçimleridir. Adlarıyla da bu ikili kökleri belirtirler. Işık(gün), kutsal, parlayan gün.

Babaerkil ailenin arketipsel reisi Zeus Pater’dir .Zeus’un yaratıcılık işlevi açık olarak kozmogoni düzleminde değil, biyokozmik düzendedir. Zeus yaratıcıdır çünkü dölleyicidir. Kimi zaman boğa biçimini alır ki boğa sembolü sembol bütün söylencelerde üremenin, bereketin ve çoğalmanın sembolüdür. Zeus boğa kılığına girer ve Europe’a sahip olur. Jüpiter’in en dikkate değer özelliği sevgililerinin ve çocuklarının sayısıdır. Bu ilişkiler aslında gökyüzünün yeryüzünü döllemesini sembolize eder.

Roma mitolojisinin baş tanrısı Jüpiter’in günü perşembedir ve Thursday sözü Thor’s Day “Yıldırım tanrısının günü ” anlamına gelmektedir. Yeminlerin bekçisi Zeus’un mitolojideki simgelerine baktığımızda meşe ağacı, şimşek, boğa, kartal karşımıza çıkar. Sembolleri incelediğimizde hemen bütün kültürlerde bu sembollere atfedilen bir kutsallıkla karşılaşırız.

 

 

 

ŞİMŞEKLERİN EFENDİSİ ZEUS ‘UN ULU MEŞESİ VE FIRTINA TAŞIYICILARI; KARTAL

Tüm mitolojilerde gök gürültüsü Gök Tanrı’nın silahıdır ve Gök Tanrı’nın yıldırımlarıyla vurduğu yerler kutsallık kazanmaktadır.Mesela “Enlysion” Zeus’un yıldırımlarıyla kutsamış olduğu mutlu, erdemli ve kahraman ruhların gideceği yer olarak anlatılır. Taşlaşmış şimşek olarak adlandırılan Fulgurite taşı ise Zeus’un yıldırımlarıyla oluşmuştur. Bu taş paganizmde olduğu gibi mistik bazı ritüellerde kutsal olarak kabul edilir ve şifalı su elde etmek için kullanılır.

Zeus’un hava durumunu düzenlemek, yağmurları kontrol etmek, tarlaların bereketini artırmak gibi görevleri vardır. Bu nedenle çeşitli sıfatlarla birlikte özel adlar da almıştır; Ombrios ve Hyettios (yağmurlu), Urios (iyi rüzgarlar gönderen), Astrapios (şimşek gönderen), Bronton (gürleyen), Georgos (çiftiçi) ve Chthonios (yerde oturan) Zeus. Aslında Zeus öteki Gök Tanrılar gibi dinsel yaşamın her alanında etkinlik göstermez, bununla birlikte iki önemli alanı yönetir. Tarım ve kurban törenleri.

Bir diğer sembol olan meşe ağacını farklı söylenceler açısından irdelediğimizde aynı kutsiyet kavramıyla karşılaşırız. Meşe en çok yıldırım düşen ağaçtır ki bu ağaca Zeus’un ihtişamı bahşedilmiştir. Doğa tanrıcı bir inanca sahip olan Keltlerde meşe kutsaldır ve rahipleri olan Druid’in anlamı ise “meşe ağacının ruhunu taşıyan” anlamına gelmektedir. Nitekim Galatlar veya diğer adıyla Keltler, devasa Tanrı heykellerini meşe ağaçlarından yapmışlardır meşe ağacını kesenleri ölümle cezalandırmışlardır.

Zeus’un Dodone’daki (Yunanistan’ın Epir bölgesindeki antik kent) meşesi, Roma’da Jüpiter Capitolinus’un meşesi, Geismar yakınlarında Donar’ın meşesi, Prusya’da Romowe kutsal meşesi, Slavlarda Perun’un meşesi sembole tarihsel süreç içerisinde verilen aynı kutsal olgunun farklı yansımalarıdır. Dodone’ daki kutsal tapınakta Zeus’a tapınılırdı. Heybetli görünen ulu meşenin dallarının rüzgarda hışırdamasıyla çıkan ses, tanrı Zeus’un nefesi olarak algılanır ve tanrısal bir işaret gibi görülürdü, bu seslerden yola çıkılarak gelecek hakkında bilgi verilirdi.

Prometheus Zeus’tan çaldığı ateşi, meşe odunuyla getirerek insanlığa ışığı armağan etmiştir. Bu noktada, karanlıklardan sıyrılıp aydınlığa ulaşma, sembolik bağlamda değerlendirdiğimizde de “geleceği görme, gelecekten haber verme” gücüne sahip olan bir ağaçtır meşe.

Zeus’un bir diğer sembolü olan kartal, Zeus’a hizmet eder ve yıldırım kuşu adıyla da anılır. Zeus kartal’a her gün Prometheus’un ciğerini yemesi için emir verir. Romalılar kartallara “fırtına taşıyıcıları” adını vermiştir. Roma İmparatorluğunda hükümdarlar kartalı, güç ve otoritelerinin bir sembolü olarak görmüşlerdir. Kartal kötülüklerin düşmanı ve her şeyi bütün detayıyla görebilen gözdür aynı zamanda.

Yunan ve Roma mitolojilerinde olduğu gibi daha birçok kültürde kartalın önemi büyüktür. Özellikle çift başlı kartal sembolünü eski Türk Medeniyetleri’nde, Bizans İmparatorluğu’nda ve daha bir çok kültürde görmek mümkündür. Kartal bir sembol olarak Hıristiyanlık içine de girmiştir . Bazı kaynaklara göre kartalın uçuşu İsa’nın dirilişini ve göğe yükselişini simgeler.

 

 

YILDIZLARLA DÜNYAYI SÜSLEYEN,ALTIN DAĞ’IN EFENDİSİ ; TANRI ÜLGEN

Türklerde göğün zirvesinde, gün ve geceye hakim sayılan Jüpiter gezegeni Ülgen olarak karşımıza çıkar. Göğün 6. katında, altından bir dağda yaşar, altın bir sarayda ve altın tahtında oturur. Oturduğu yer ışığın tüm ihtişamıyla parladığı zaman ve mekanın olmadığı bir yerdir. Ülgen tıpkı Zeus ve Jüpiter gibi yağmur yağdırır, gök gürültüsü gönderir.

Şaman dualarında “ak ayaz” (ak ayas), “ayazkan”, “şimşekçi”, “yıldırıma”, “yayuçı” (yaratıcı) diye tavsif olunur. Ülgen iyilik yapmayı sever, insan görüntüsüyle tasvir edilen Ülgen zaman zaman kuğu biçimine girerek sonsuz sularda uçar. Zeus’un da kuğu biçiminde Leda’yı büyülemiş olması anlamlı bir benzerlik olarak karşımıza çıkar. Beyaz ve kara taşı sürterek ateşi yaratmış ve insanlara ateş yakmasını öğretmiştir. Uzun boylu, ak saçlı geniş gövdelidir. Göksel bir kahraman olduğundan mavi (Jüpiter’in rengi) giydiği düşünülür. Şaman dualarında “bu Tengere yangıs Kuday (bu gökteki bir Tanrı)” ,”yüksekte bulunan atamız Tengere”, “yaratıkları yaratan Tengere”, “yıldızlarla dünyayı süsleyen Tengere” ifadeleriye anılır.

Gökten dökülen yağmurlar onun ağzından akan salyalardır. Ay’ı ve Güneş’i hareket ettiren, beyaz bulutları bir ülkeden bir ülkeye aşıran odur. Koruyucu ruhun ve adaletin sembolüdür. Simgesi Kara Kuş olarak adlandırılan kartaldır. Bu durum Yunan ve Roma mitolojilerindeki Zeus’un sembollerinden biri olan Kartal motifi ile benzerlik göstermektedir. Türker’in ilk siyasetname örneği diyebileceğimiz Kutadgu Bilig adlı eserde de Karakuş kartal anlamına gelmektedir. Kartalın hükümdarlık güç ve kuvvetle ilgili simgesel anlamı İslamiyet’in kabulünden sonra da devam etmiş hatta Selçuklularda çift başlı kartal devlet arması olarak kullanılmıştır.

Türk mitolojilerinde Kartal ilk kez Er-Töştük Destanı’nda geçer ve hikaye şöyle gelişir:
Yuvası Hayat ağacında bulunan kartal avlanmaya gittiğinde bir ejderha gelir ve kartalın yavrularını yer. Bu kez de aynı şey olacakken yeraltında sürgünde olan destan kahramanı Er Töştük ejderhayı öldürür ve kartalın yavrularını kurtarır. Bu iyiliği üzerine Kartal onu yeryüzüne çıkarmak ister, Er Töştük kartalın üzerine oturur ve seyahat başlar. Seyahat sırasında havadayken kahramanın, Kartala verdiği yiyecek bittiği zaman Er Töştük kendi etinden parçalar koparır ve kartala yedirir. Kartal Er Töştük’ün bu iyiliği karşısında onun yaralarını iyileştirir, gençleşmesini sağlar. Aslında kartal bu yönüyle efsanevi kuş Simurg veya Garuda’ya benzetilir.

Türk mitolojisininde Ülgen’i temsil eden Hüma gök ile yeri birbirinden ayırır ve göğün kapılarını tutar. Devlet kuşu yüksekten uçar ve gölgesi kimin başına düşerse o kişi, zengin, mutlu ve talihli olur. Bu kuş çok yüksekten uçması, elde edilememesi, tuzağa düşmemesi, gölgesinin insanlara şans getirmesi, diğer kuşlardan üstün olması, yücelik, yüksek değer ve devlet ifade etmesi gibi özellikleri dolayısıyla önemle zikredilir.

Göğün en üst katında Kayra (Satürn), onun bir alt katında ise Ülgen (Jüpiter, Karakuş ya da Müşteri) oturur. Gök ile yeri bağlayan ve şamanik ayin sırasında şamanların göğe, gezegenlere yükselmesine aracılık eden Hayat Ağacının dalları arasında doğmamış şaman ruhları vardır. Şamanlar aslında Karakuş adı verilen bu üstün varlığın çocuklarıdır. Kartalın ilk şaman olduğu ve sonraki şamanları terbiye ettiğine inanılır. Çift başlı kartal her dalında gelecekte şaman olacak ruhların eğitim aldığı yuvalar olan 8 dallı kayın ağacının tepesinde oturur. Şaman ayinlerinde şamanın hayat ağacının dallarını kullanarak göğe çıkışında kartalın bulunduğu kapıdan geçmek zorundadır. Şamanlar ayin esnasında kartalın hareketlerini yansıtan bir çeşit dans ederek göğe yükselir. Göğün katları arasındaki zorlukları aşarak Ülgen’e (Jüpiter) ulaşan şaman ona dua eder. Ülgen, şamana yaklaşan kuraklığı, kötü hasadı, hayvanların çoğalma durumlarını, yaşayabilecekleri olumsuzluklar karşısında alabilecekleri tedbirleri anlatır. Şaman aldığı bu bilgileri insanlara iletir.

 

 

DÜNYANIN VE CENNETİN EFENDİSİ BABİL’İN MARDUK’U VE JÜPİTER

Tanrı Marduk Babil’de Jüpiter ile özdeşleştirilmiştir. Marduk’un mitolojisi Yunan ve Roma söylenceleri ile paralellik gösterir. Her yıl ilkbahar noktasının en yakınında Jüpiter ilk olarak belirdiğinde Babil’de on bir günü geçen festivaller yapılır. Bu festivallerde kral başına değerli taşlar takıp keçi kızarttığında bunun içsel anlamı şu olur: “O Marduk’tur, başında odun taşıyan bir ateşle Enlil ile Anu’un oğullarını yakan Marduk” Bu ritüellerin okült doğasını vurgulamak adına her metnin sonunda bir uyarı oluşturulur. “Büyük tanrıların bir sırrı, umalım ki insiyeler ,insiyelere yol göstersin, bırakın inisiye olmayanlar göremesin”

İlk üç günü hazırlık döneminden sonra kral Marduk’un heykeli önünde bir din görevlisi tarafından kulağı sertçe çekilir ve kralın yüzüne tokat atılır. Bunun krala mutlak yetkinin eninde sonunda Marduk olduğu hatırlatmak için yapılırdı. Roma, Yunan ve Türk söylencelerinde olduğu gibi, Babil söylencelerinde de Marduk bereket ve hava durumu ile ilgiliydi. Onun varlığı sadece kral için huzurun işaretçisi değildi, aynı zamanda ülkeye yağmur getirir ve ekinlerin iyi olmasını sağlardı. Jüpiter parlaklaştıkça kral daha çok göze çarpardı. Gezegenin en parlak noktasında “Tanrılar huzur verecek, sıkıntılar geçecek ve güçlükler halledilecek, tanrılar dualar alacak ve yalvarışları duyacak, majisyenenin alametleri görünür hale gelecek.” denirdi.

Jüpiter’e astrolojik metinlerde “Marduk’un Yıldızı” denirdi ve dünyanın kurtarıcısı ile çağrışımı genellikle yararlı etkileri olduğu içindi.

Bununla beraber Jüpiter rolü bakımından özellikle Ay ile birleştiğinde zararlı bir yanı vardı. Bu istilalar, sosyal kargaşa hatta kralın ölümüyle sonuçlanabilirdi. Jüpiter Orion’a girerse böcekler ekinleri yok edebilir demekti. Regulus’un yanında geçerse tahtı bir düşman ele geçirebilirdi. Mars ile birleşmesi ise doğrudan doğruya bir krala meydan okuma olarak algılanırdı.

Genellikle mitoloji denince akla Klasik Yunan mitolojisi gelmekle birlikte çağlar boyu birbirinden habersiz bir biçimde yaşayan toplumlar arasındaki bu kültürel etkileşimin en güzel örneklerinden biridir belki de Zeus…, Ülgen, Jüpiter, Marduk, Tinia, Thor ismi ne olursa olsun farklı halkların aslında yorumladığının tek bir karakter olduğunu bilmek, bu kadar rengin arasında aslında “AYNI” olduğumuzu fark edebilmektir ve fark etmek özgürleşmektir.

 

 

EMİNE GÜCEK / Astroloji Akademisi
03.04.2013/ADANA

 
KAYNAKÇA:
Peter MARSHALL,Dünya Astrolojisi
Manly P.HALL,Tüm Çağların Gizli Öğretileri
Mircea ELİADE:Dinler Tarihine Giriş
Şefik CAN:Klasik Yunan Mitolojisi
Bahaeddin ÖGEL:Türk Mitolojisi
Emel ESİN:Türk Kozmolojisine Giriş

1 Yorum

  1. Sevgili Emine Gücek kalemine sağlık :)

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.